Bugun...



CEDAW MİLLİ GÜVENLİĞİMİZİ TEHDİT EDİYOR!

Türkiye ÂİLE Meclisi CEDAW Sözleşmesi Raporu 36.Yılında BM CEDAW İfsat Sözleşmesi dayatmasıyla kanunlarımız da İfsat edilmiştir. Sözleşme'nin onaylanmasının uygun bulunduğuna ilişkin 11 Haziran 1985 tarih ve 3232 sayılı Kanun, 25 Haziran 1985 tarih ve 18792 sayılı Resmi Gazete’de yayımlamıştır. Bakanlar Kurulu'nun onaya ilişkin 24 Temmuz 1985 tarih ve 85/9722 sayılı Kararı 14 Ekim 1985 tarih ve 18898 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. O günden deri uyum yasalarıyla aile düzenimiz bozuldu.

facebook-paylas
Tarih: 25-06-2021 10:40

CEDAW MİLLİ GÜVENLİĞİMİZİ TEHDİT EDİYOR!

CEDAW FİTNESİ AİLEYİ 36 YILDIR İFSAT EDİYOR!..

Türkiye  ÂİLE Meclisi CEDAW Sözleşmesi Raporu

36.Yılında BM CEDAW İfsat Sözleşmesi dayatmasıyla kanunlarımız da İfsat edilmiştir. Sözleşme'nin onaylanmasının uygun bulunduğuna ilişkin 11 Haziran 1985 tarih ve 3232 sayılı Kanun, 25 Haziran 1985 tarih ve 18792 sayılı Resmi Gazete’de yayımlamıştır. Bakanlar Kurulu'nun onaya ilişkin 24 Temmuz 1985 tarih ve 85/9722 sayılı Kararı 14 Ekim 1985 tarih ve 18898 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Onay belgeleri, 20 Aralık 1985 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi edilmiştir. 27. madde uyarınca, Sözleşme Türkiye bakımından 19 Ocak 1986 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

CEDAW 2. Maddesiyle ADALET DEĞİL EŞİTLİK doktrinine bağlı olduğu için, 5. Maddesinde kalıplaşmış rolleri değiştirmek için kadın ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarını değiştirerek toplum mühendisliği rolünü oynadığı için, 9. Maddesinde çocuğun tabiiyeti konusunda eşit haklar vererek soyun erkekten devamını kabul etmediği için, 10. Maddesinde karma eğitimi teşvik ettiği için, 11. Maddesinde Çocuk bakımevleri kurulmasını teşvik ederek çocuğun annesine en çok ihtiyaç duyduğu yaşlarda anneden çocuğu koparıp annenin bebeğini (anasız) anaokuluna bırakarak kadın istihdamı adı altında çalışmasını teşvik ettiği için, insanlığın son kalesi‘ AİLE hızla çözülmektedir. Türkiye’de ailenin çözülmesi gavura gavur demenin yasaklandığı 3 Kasim 1839'da başlayıp İsviçre Medeni Kanununun 4 Ekim 1926'da yürürlüğe girmesiyle ikinci adımını atmıştır. 4 Kasım 1950'de AİHS ile devam etmiş, 1985'in 14 Ekiminde CEDAW Sözleşmesinin Bakanlar Kurulunun onayına ilişkin kararının ReamiGazete’de yayımlanmasıyla zirve yapmıştır. 10 yıl önce 11 Mayıs 2011’de imzalanan ve 24 Kasım 2011'de TBMM'de tüm partilerin oybirliğiyle şerhsiz 24 dakikada kabul edilen İstanbul ifsat sözleşmesi ile aile kurumuna insanlığa öldürücü darbe vurulmuştur

Eşitlik kavramı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile BM-CEDAW Sözleşmesi içeriğinden gelmiş ve Türkiye mevzuat sistemini Anayasa’dan başlayarak kökten değiştirmiştir. Gerek eski Türk Medeni Kanunu’nda ve gerekse eski Türk Ceza Kanunu’nda kadın erkek arasındaki eşitliği bozduğu sanılan hükümler “ayrımcılık” yaklaşımı iddiasıyla mülga edilmiş, yeni TMK, TCK mevzuatları çıkarılmıştır.

CEDAW Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve İstanbul Sözleşmesi;
1) toplumsal cinsiyet, toplumsal cinsiyet eşitliği  veya Toplumsal Cinsiyet Adaleti
2) cinsel yönelim-homoseksüalite, 3) dinin ve geleneklerin kökünün kazınması gibi üç başlık da tüm sözleşmelerin içeriğinde yer almış olup bunlar küresel şer güçlerin hedefleridir.

Örneğin İstanbul Sözleşmesi’nde de yer alan fıtrata ve hukuka aykiri toplumun geleneksel erkek-kadın rollerini bozan “toplumsal cinsiyet eşitliği TCE” kavramı  CEDAW'da da ifade edilmektedir.

Bu kavram, CEDAW Komitesi’nin 19 Sayılı Tavsiye Kararı (11. oturum, 1992) içeriğinde şöyle ifade edilir: “Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, kadınların, erkeklerle eşit olarak hak ve özgürlüklerini kullanmalarını ciddi şekilde engelleyen bir ayrımcılık biçimidir.”

“cinsel yönelim” ifadesinin de homoseksüel/intersex/quer kimliklerin yasal korunma kazanması amacıyla İstanbul Sözleşmesi madde hükümlerine dahil edildiği gibi CEDAW Komitesi 4–22 Ekim 2010 tarihli Kırk Yedinci Oturumun’da alınan;

 27 Sayılı Genel Tavsiye kararının 13. maddesinde yaşlı kadınların cinsel yönelimlerinin ayrımcılığa maruz kalmalarına yol açtığı belirtilir. Keza, yine aynı oturumun 28 Sayılı Genel tavsiye Kararı’nın 18. maddesinde bu kez “Kadınların cinsiyet ve toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığa maruz kalması ırk, etnik köken, din ya da inanç, sağlık, sosyal statü, yaş, sınıf, kast ve cinsel yönelim ile cinsel kimlik gibi kadınları etkileyen diğer faktörlerle de ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır” ifadesine yer verilir.

 

CEDAW EVLILIK VE AILE ILIŞKILERI ILE BUNLARIN BOZULMASININ EKONOMIK SONUÇLARI 29.GENEL TAVSIYE KARARI;

 

39. Bazı hukuki sistemler boşanma nedenleri ve boşanmanın ekonomik sonuçları arasında doğrudan bir bağlantı kurar. Kusura dayalı boşanma rejimleri kusur durumunun söz konusu olmaması durumunda mali hakları koşul olarak sunabilir. Bunlar eşlerine ilişkin mali yükümlülüklerini ortadan kaldırmak üzere kocaları tarafından suiistimal edilebilir. Birçok hukuk sisteminde kusura dayalı boşanma tefhim edilen eşlere mali destek hak olarak verilmez. Kusura dayalı boşanma, boşanmanın temeli olarak kadından erkeğe kıyasla daha büyük ihanet kanıtı istenmesi gibi kadınlar ve erkekler için farklı standartlar içerebilir. Kusura dayalı boşanmanın ekonomik çerçevesi çoğunlukla mali olarak bağımlı olan kadının dezavantajına işler. (KADININ KUSURUNA DAYALI OLARAK NAFAKA ALAMAMASININ ÖNÜNE GEÇİLMİŞ!!!)

40. Taraf Devletler: 

• Eşlerine yönelik yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmak üzere erkekler tarafından suiistimal edilebilecek boşlukları ortadan kaldırmak amacıyla boşanma nedenleri ve mali sonuçları birbiriyle ilişkilendiren hükümleri gözden geçirmeli; 

• Evlilik süresince kadın tarafından aile ekonomisinin refahına sağlanan katkıların tanzimini sağlamak üzere kusura dayalı boşanmalara ilişkin hükümleri gözden geçirmeli; 

• Boşanmanın temeli olarak kadından erkeğe kıyasla daha büyük ihanet kanıtı istenmesi gibi kadınlar ve erkekler için farklı standartları ortadan kaldırmalıdır. 

Yine CEDAW Komitesi’nin 14 Temmuz 2017 tarihli 35 sayılı Genel Tavsiye Kararı’nın 7. maddesinde; 

“Bir çok devlette, kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti düzenleyen mevzuat ya yoktur, ya yetersizdir ve/veya uygulamada yetersizlikler mevcuttur. Çoğunlukla GELENEK, KÜLTÜR, DINveyahut köktenci ideolojiler adına meşru kılınan ve toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığı veya şiddeti ortadan kaldıracak hukuki ve politik çerçevelerin erozyonu, ekonomik ve finansal krizlerin ardından kamu harcamalarında genellikle “tasarruf tedbirlerinin” parçası olarak gidilen kesintiler, devletin tepkilerini daha da zayıflatmaktadır. Demokratik alanların daralması ve neticesinde hukukun üstünlüğünün kötüye gitmesi bağlamında, tüm bu faktörler kadına yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin yaygınlaşmasına imkan tanımakta ve şiddetin cezasız kaldığı bir kültürün oluşmasına yol açmaktadır.”

 

35 sayılı Genel Tavsiye Kararı’nın 12. Maddesinde ise;

 

“Taraf devletlerin, Sözleşmenin 2. maddesinde ve kadının adalete erişimine ilişkin 33 sayılı Genel Tavsiyede belirtilen en temel yükümlülüklerine ilişkin 28 sayılı Genel Tavsiye, kadına karşı ayrımcılığın kadınların hayatlarını etkileyen diğer faktörler ile ayrılamaz bir biçimde bağlantılı olduğunu teyit eder. Komite, bu faktörlerin, etnisite/ırk, yerli veya azınlık olma durumu, renk, sosyoekonomik durum ve/veya kast, dil, din veya inanç, siyasi düşünce, tabiyet, medeni durum ve/veya anne olup olmama, yaş, şehirde/kırsalda yerleşim, sağlık durumu, özürlülük, mülk sahibi olma, lezbiyen, biseksüel, transeksüel veya interseksüel olma, okuma yazma bilmeme, kadın kaçakçılığı, silahlı çatışma, sığınma hakkı talep etme, göçmen olma, kendi ülkesinde yerinde edilme, vatansızlık, göç, evin reisi olma, dul olma, HIV/AIDS taşıma, özgürlüğünden mahrum olma, hayat kadını olma, coğrafi uzaklık ve hakları için mücadele eden kadınların damgalanmasını kapsayabileceğinin altına çizer.”

 

35 sayılı Genel Tavsiye Kararı’nın 26. Maddesinde,

Sözleşme ayrıca MEVCUT DINI, GELENEKSEL, YERLI VE TOPLUMSAL ADALET SISTEMI NORMLARININ DA STANDARTLARIYLA UYUMLU HALE GETIRILMESINI ve bunun yanı sıra kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddete neden olan, teşvik eden veya meşrulaştıran veya bu eylemler için ceza verilmemesine neden olan tüm yasaların yürürlükten kaldırılmasını gerektirmektedir.”

 

35 sayılı Genel Tavsiye Kararı’nın 31. Maddesinde ise;

 

GELENEKSEL, DINI VE YEREL yasalar da dahil olmak üzere kadınlara karşı ayrımcılık yaparak onlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti tetikleyen, neden olan, meşru kılan veya tolere eden TÜM YASAL HÜKÜMLERIN YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILMASI.

ÖZELLIKLE AŞAĞIDAKILER YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILMALIDIR: a) Çocuk yaşta veya zorla evlilik ve diğer zararlı uygulamalar da dahil olmak üzere, çocuk da dahil, kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddete izin veren, tolere eden veya bunları görmezden gelen hükümler, KÜRTAJI, LEZBIYEN, BISEKSÜEL VEYA TRANSSEKSÜEL OLMAYI, SEKS IŞÇILIĞI VEYA FAHIŞELIĞI SUÇLU OLARAK KABUL EDEN YASALARIN yanı sıra engelli kadınları bilgilendirip rızalarını almadan tıbbi prosedürler gerçekleştiren hükümler veya kadınlara ölüm cezası verilmesi yönündeki ayrımcı uygulamayla sonuçlananlar da dahil olmak üzere kadınları orantısız olarak etkileyen diğer ceza hükümleri.

 

b) Kadınların şiddetten korunması için özgürlüklerini kısıtlayan prosedürler, ‘bekaret’ odaklı uygulamalar ve sözde ‘namusun korunması’, geleneksel özürler, mağdurların ailesinin özür dilemesi veya cinsel saldırıdan sonra mağdurun faille evlendirilmesi gibi KÜLTÜR, DIN VEYA ERIL AYRICALIĞA DAYALI yasal savunma veya indirgeyici faktörler, kadın sanıkların aleyhine toplumsal cinsiyete dayalı şiddet tarihini yok sayan adli uygulamaların yanı sıra genellikle kadınlara yönelik olan taşlama, kırbaçlama ve ölüm gibi en ağır cezalarla sonuçlanan uygulamalar.”

 

CEDAW dayatması anayasaya bile girmiştir. CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi’nde “kadına yönelik pozitif ayrımcılık” uygulamalarının Anayasaya veya hukukun üstünlüğüne aykırı olduğu dile getirilememektedir AYM madde 10, “kadın erkek eşitliğini gerçekleştirmek için alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamayacağını” hükme bağladığından “kadın lehine ayrımcılık” anayasaya aykırı değildir!

Anayasa 90. Madde hükmüne göre kadına pozitif ayrımcılık yapan uluslararası anlaşmalar, KANUN hükmündedir ve bunun için Anayasa’ya aykırılık iddiası ile AYM’ne başvurulamaz.

Dolayısıyla Küresel ŞER güçlerin Aileyi yoketme savaşına karşı Elbirligi ile insanlığımızı ailemizi geleceğimizi korumak için ELBİRLİĞİ ile KELEBEK ETKİSİYLE VAROLUS SAVAŞI vermeliyiz.

İstanbul Sözleşmesi şiddeti önleme maskesiyle şiddet üretiyor CEDAW ise ayrımcılık maskesiyle kadın erkek savaşı var yalanıyla ayrımcılıği körüklüyor. Ayrımcılığı önleme bahane hükümlerine ve gerekse AİHS’in 14. Maddesindeki “Ayrımcılık Yasağı” ilkesi (bal/zehir) tuzaklarina dikkat etmek gerekir.

CEDAW, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1979 yılında kabul edilmiş, 1981’de yürürlüğe girmiştir. Türkiye, 12 Eylül 1980 ihtilali süreci ile devletin en temel yasasını Avrupa ve BM tarafından belirlenen hak, özgürlük kriterlerine bağlanarak belirlemeyi hedeflemiştir. Bu kapsamda 1982 Anayasa’sı, AİHS-CEDAW esaslarını gözeterek kaleme alınmıştır.

AİHS ise 04.11.1950 tarihinde Roma’da kabul edilmiş, 03.09.1953 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Sözleşmeyi, 04.11.1950 tarihinde imzalamış ve 10.03.1954 tarih ve 6366 sayılı Kanun ile onaylamış, Avrupa Konseyi tarafından üyelik 18.05.1954’de yürürlük kazanmıştır. Türkiye, 28 Ocak 1987’de AİHM’ne bireysel başvuru hakkını tanımış, Mahkemenin zorunlu yargı yetkisini ise 28 Ocak 1990’da kabul etmiştir

Anlaşılacağı üzere, Türkiye Birleşmiş Milletler-CEDAW ile Avrupa Konseyi-AİHS gibi iki temel sözleşmeyle iç hukukuna küresel etik-norm düzeninden “kanun” aktarmaktadır. İstanbul Sözleşmesi, gerçekte Türk kadınının ve “genişletilmiş kadın figürlerin” erkek kimliğinin davranışlarını gözleme, denetleme, engelleme ve cezalandırma kolluğuna dönüştürülmesini hedeflemektedir. Dolayısıyla bu figürle mücadele, etiğe karşı ahlâk esaslı bir aile modeli teklif etmek ve yaşamak olabilir.

ANAYASA:

AY Madde 10- Kanun Önünde Eşitlik:

Anayasa’nın bu maddesi iki kez değişikliğe uğramıştır. 2004’de Anayasa’nın 10. maddesine “kadın erkek eşit haklara sahiptir. Devlet kadın erkek eşitliğinin yaşama geçirilmesinde yükümlüdür” kuralı eklendi. 2010’da bu değişikliğe “Devletin kadın erkek eşitliğini sağlamak amacıyla alacağı tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanmaz” cümlesi eklendi.

Anayasa’nın 10. maddesi İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasa iptal edilse bile devletin kadın-erkek eşitliği temelinde ayrımcılık yapamayacağını düzenlemektedir. Keza bu madde, kadınlara yapılacak pozitif ayrımcılığın “ayrımcılık yasağı”nı ihlal etmediğini anayasal ilke olarak kabul etmiştir. Anayasa’nın 10. maddesi yürürlükte olduğu sürece, İstanbul Sözleşmesi'nin dayattığı 6284 sayılı yasa  ve Toplumsal Cinsiyet Adaleti maskesiyle eşcinsellik teşviki şiddeti, cinayetleri arttirmaya devam edecektir

AY madde 41- Ailenin korunması ve çocuk hakları:

AY’nın 41. maddesi, ailenin karı-koca arasında eşitliğini düzenlemektedir. Bu madde, İstanbul Sözleşmesi’nin 12/1 maddesindeki “Taraf devletlerin, kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların (dinin) kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri almak” yükümlülüğüne dair ifadelerin daha yumuşak şekilde dile getirilmesinden ibarettir.

CEDAW dayatmasiyla AY’nın Başlangıç kısmıyla, 10. ve 41. maddelerinde yer alan hükümler nedeniyle aile hakkında müspet neticelere vesile olmayacaktır. AY madde 90- Milletlerarası Anlaşmalar İç Hukukun Belirleyeni ve Parçasıdır:

Anayasa’nın 90. maddesine 2004 yılında yapılan bir değişiklikle uluslararası anlaşmaların iç hukuktaki yeri belirlenmiştir. Buna göre, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.” Ayrıca bu madde şu hükmü getirir: “Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.” AY 90. madde, Türkiye’de seçimle gelen TBMM’nin millet iradesini, çoğunluk milletvekillerinin oylarıyla köklü şekilde by-pass etmektedir. Uluslararası sözleşmeleri Anayasa’nın üstünde bir norm olarak getirmektedir.

Bu anlamda Türkiye AİHS, CEDAW, CEDAW ek Protokol, Pekin Deklarasyonu, Lanzarote, Fullbright, İSTSÖZ/istanbul Sözleşmesi gibi sözleşmeleri imzalamış ve iç hukukunda da bu sözleşmelere göre değişiklikleri gerçekleştirmiştir.

TÜRK MEDENİ KANUNU:

CEDAW’ın 16. maddesi “Evlenme ve aile ilişkileri alanındaki haklar” başlığını taşımaktadır. 

CEDAW’ın 16/1 maddesinin TMK’na yansıdığını görmekteyiz. CEDAW’ın Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’nin 21 Sayılı Tavsiye Kararı’nda da (13. oturum, 1994) “Hangi biçimde olursa olsun ve bir ülkedeki yasal sistem, din, âdet veya gelenek ne olursa olsun, kadının aile içinde maruz kaldığı muamele, Sözleşmenin 2. Maddesi gereğince hem hukuken hem de özel alanda tüm insanlar için geçerli eşitlik ve adalet ilkeleriyle uyumlu olmalıdır” hükmüne yer verilerek yasaların geleneğin eşitsizlik doğuran yapısına izin vermemesi gerektiği belirtilir.

Görüldüğü üzere CEDAW, geleneğe karşı Aile yapısını değiştirecek bir norm düzeni kurmakta ve Sözleşmeyi imzalayan devletleri de bu norm düzenini hayata geçirmek için yükümlü kılmaktadır.

CEDAW’ın Medeni Hukuk’ta gerçekleştirdiği değişiklikler aşağıdadır:

Süresiz Yoksulluk Nafakası:

743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin nafaka başlıklı 144. maddesinde yoksulluk nafakasının bir yıl süreyle verileceğine ilişkin düzenleme, 1988 yılında 3444 sayılı kanunun 6. maddesiyle değiştirilerek süresiz hale getirildi. 1988 öncesi bir yıldı.

22.11.2001’de yasalaşan 1.1.2002'de yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Yoksulluk Nafakası başlıklı 175. maddesinde süresiz nafaka hükmü muhafaza edilmiştir. Bu yasa değişikliği ile 10 gün evli kalıp boşanan kadınlara dahi yoksulluk nafakası bağlanması yolunda kararlar alınmaktadır.

 

Evin Reisi:

Türkiye CEDAW’ı kabul ettikten sonra Türk Medeni Kanunu’nda “evin reisi”ni belirleyen eski hükmü mülga etti ve eşlerin aile birliğini beraberce yönetecekleri hükmünü getirdi.

CEDAW Komitesi, 1994'de 21 Sayılı kararının 28. maddesinde erkeğin tek başına ailesinin nafakasından sorumlu olduğuna dair yaklaşımın akıl dışı olduğu belirtilmektedir. Oysa Türkiye’de geleneksel aile, erkeğe “ailesinin ve çocuklarının nafakasından tek başına sorumluluğu” getirmekte ve buna karşı “kavvam” reislik hakkı vermektedir. 

CEDAW'ın nafaka yükümlülüğü  tavsiye kararına Türkiye 27 yıldır uygulamamakta hatta yoksulluk nafakası ödeyemeyenler hapse atılabilmektedir ve tekrar aile kurmasının önü kapatılarak soykırıma ve şiddete, cinayete sebep olabilmektedir...

Mal Rejimi:

Medeni Kanun’da CEDAW etkisine dair diğer bir konu “mal rejimi”dir.

743 sayılı mülga Medeni Kanun, mal ayrılığı rejimini yasal mal rejimi olarak kabul etmişti. 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nda; “edinilmiş mallara katılma rejimi” getirildi ve eski kanunda yer alan “mal ayrılığı rejimi” seçimlik olarak düzenlendi. Günümüzde evlenecek erkek müstakbel eşine “mal ayrılığı rejimi”ni teklif edememekte, teklif ettiği takdirde art niyetli sayılmaktadır.

 

Nafaka Ödememe Cezası:

CEDAW dayatmasıyla Medeni Kanun’da yapılan değişiklikler, farklı kanunlardaki hükümleri de tehlikeli düzenlemeler haline getirmiştir. İİK, nafaka ödememeyi “suç” kapsamında görmektedir. Boşanmalar arttıkça, nafaka kararları da artmakta ve İİK’nun “nafaka ödememe cezası” kapsamındaki hükümleri, ülkenin boşanmış erkeklerini cezaevine çekmektedir.

Evlenme Yaşı:

Eski 743 sayılı Medeni Kanun madde 88’de evlenme yaşı erkek için on yedi, kadın on beş yaşını ikmal etmeleri şartını haiz olarak düzenlemişti. Hâkim, fevkalade hallerde ve pek mühim bir sebebe mebni on beş yaşını ikmal etmiş olan bir erkeğin veya on dört yaşını bitirmiş olan bir kadının evlenmesine müsaade edebiliyordu. Yeni 4721 sayılı Medeni kanun ise madde 124’te evlenme yaşını “Erkek veya kadın on yediyaşını doldurmadıkça evlenemez” şeklinde düzenledi. Yeni Medeni Kanun, hem kadın-erkek cinsleri arasında evlenme yaşı farkını kabul etmemekte hem de kadın-erkek arasındaki olağan evlenme yaşını yükseltmektedir. 

Oysa Türkiye’de “genç yaşta evlilik” meselesi 1938/2002 arası 64 yıl boyunca uygulanan eski kanun hükümlerine dönüldüğü takdirde büyük oranda çözülecektir. CEDAW dayatmasıyla 18/28 Haziran 2014 tarihinde çıkarılan TCK 102/103/104/105 deki fıtrata aykırı cezalar ıslah edilmelidir.

CEDAW Komitesi, 21 Sayılı Tavsiye Kararı’nın (13. oturum, 1994) 16. maddesinde taraf devletlere bu yükümlülüğü vermişti: “Viyana Deklarasyonunun ilgili hükümlerini göz önünde bulundurarak, Komite, kadın ve erkekler için asgari evlenme yaşını 18 olarak belirlemektedir Dolayısıyla, taraflar tamamen reşit olmadıkça ve fiil ehliyetine sahip olmadıkça, evliliklerine müsaade edilmemesi gerekmektedir.” CEDAW, İst söz ve Lanzarote sözleşmelerine göre fuhuş serbest, evlenmek yasak...

 

Kadının Çalışmak İçin Kocadan İzin Alma Mecburiyetinin Kaldırılması:

743 sayılı Medeni Kanun’un 159. maddesi, evli bir kadının koca izniyle bir iş ve sanatla iştigal edebileceğine hükmediyordu. Bu maddenin anayasaya aykırı olduğu hususu hakkında İzmir 4. Sulh Mahkemesi 25 Mayıs 1990 tarihinde “Türk Kanunu Medenisi”nin “Karının meslek veya sanatı” başlıklı 159. maddesinin Anayasa’nın 10., 49. ve 50. maddelerine aykırılığı gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. 

Anayasa Mahkemesi 29 Kasım 1990 tarihinde 159. maddenin iptaline karar verdi. 

Bu karar, CEDAW ve AİHS etkisi ile kaleme alınan 1982 Anayasası’nın “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” hükmü gereğince verildi.

TÜRK CEZA KANUNU:

Evlilik içi tecavüz:

CEDAW etkisiyle gerçekleştirilen diğer mevzuat değişikliği TCK’dır. “ev içi tecavüz" CEDAW emri gereği düzenlenmiştir, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasada da tekrar edilmiştir.

5237 sayılı yeni Ceza Kanunu’nun önemli özelliklerinden biri evlilik içi tecavüzü şikâyete bağlı bir suç olarak düzenlemesidir.

6284’E BAĞLI "KADİN KUTSAL İNEKTİR!" ve “BEYAN ESASTIR” VE “EVDEN UZAKLAŞTIRMA TEDBİRİ” KONULARI:

6284 ve 4320:

İstanbul Sözleşmesi’ne dayanarak yürürlüğe konan 6284 sayılı yasa, "kadını kutsal inek!" sayarak delilsiz beyanla koca aleyhine evden uzaklaştırılması tedbir kararı verilmesine neden olmakta. İstanbul Sözleşmesi iptal edilse ve 6284 sayılı yasa mülga kılınsa CEDAW’a dayanarak yürürlüğe konulan 4320 sayılı yasa devreye girecektir. Bu yasanın madde 1/b hükmü de 6284 sayılı yasanın getirdiği tedbirin aynısını düzenlemiştir: “b) Aile Mahkemesi Hâkimi, Kusurlu eşin veya diğer aile bireyinin müşterek evden uzaklaştırılarak bu evin diğer aile bireylerine tahsisi ile bu bireylerin birlikte ya da ayrı oturmakta olduğu eve veya işyerlerine yaklaşmaması tedbirine hükmedebilir.”

Anayasa Mahkemesi sapık evlilikleri teşvik ediyor...

4721 sayılı TMK’nın 40. Maddesindeki '...ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunduğunu' ibaresi, 20/3/2018 tarihli ve 30366 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 29/11/2017 tarihli ve 2017/130E, 2017/165K sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

AYM, Anayasa Mahkemesi 29/11/2017 tarihli ve 2017/130E, 2017/165K sayılı Kararı ile cinsiyet değişikliği konusunda TMK’nın getirdiği 'üreme yeteneğinden sürekli yoksun bulunmak şartını' iptal ederek transseksüel bireylere sapıklara sapıklığa kolaylık getirmiştir. Bu ameliyat trans bireyin biyolojik cinsiyetini iptal etmemekte ve kendisiyle aynı biyolojik cinsiyete sahip ve fakat ameliyat geçirmemiş bir kişiyle resmi nikah yapabilmesine imkân sağlamaktadır. Cinsi sapık evlilikleri yasal gören Anayasa Mahkemesi Aileye ve fıtrata açılan savaşta ailesiz cinsiyetsiz ahlaksız toplum isteyen küresel şer güçlerin  LGBT-P safında yer almıştır."

CEDAW, İstanbul Sözleşmesi’nin felsefi temelini oluşturuyor

Ailelerin tekrar birleşmesi hakkına dair 22 Eylül 2003 tarihli ve 2003/86/EC sayılı Avrupa Konseyi Yönergesinin, Aile hakkında bir tanım getirdiği aktarılan açıklamada, "Yönerge’nin 2. maddesi 'aile' kavramı içinde 'partneri' de dahil etmektedir. 

Bu durumda 'partner' kavramı İstanbul Sözleşmesi’nin felsefi temelini oluşturan AİHS ve CEDAW sözleşmelerinde de geçmektedir." ifadesine dikkat çekildi.

Cinsi sapkınlıkları insan hakkı olarak gören anlayış insanlığı yok etme anlayışıdır

SONUÇ:

CEDAW, İstanbul Sözleşmesi’nin felsefî alt yapısını oluşturur; kadının erkekle mutlak eşitliğine yaklaşmayan düşünce ve eylemleri “ayrımcılık” kapsamında değerlendirir. CEDAW Sözleşmesi’ni imzalamış devletler, anayasaları, iç hukuk mevzuatları, teşkilat yapılarıyla “kadın merkezli” olarak dizayn edilmişlerdir. CEDAW ve  İstanbul Sözleşmesi, “kadın” kimliğinin “ayrımcılığı önlemek” “ şiddeti önlemek” adına harekete geçmesini talep etmektedir. TBMM KEFEK komisyonu'nda 4 erkek üye varken 22 kadın üye bulunması ile nasıl adalet eşitlik sağlanacak? helvadan put olur mu?!

Burada şöyle bir soru sorulabilir: “Madem İstanbul Sözleşmesi, CEDAW ve AİHS’in getirdiği düzenlemeleri yinelemekte, o halde neden Avrupa Konseyi tarafından dayatılıyor ve neden Türkiye’de seküler feministler tarafından savunuluyor?”

Bu sorunun cevabı şudur: 1) İstanbul Sözleşmesi ve onun uygulama mevzuatı 6284 sayılı yasa, aslında Türk toplumunda geleneksel yapıdaki kültürel kodlarda görülen şiddet eğilimlerine ahlâk değerlerinden hareketle bir çözüm bulunamamasının itirafı sayılmalıdır; 2) İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasa, kadınların erkekleri devlete ve küresel bireysel başvuru mercilerine cezalandırılması talebiyle başvurusunun (ihbarının) “sopası” kılınmak için getirilmiştir.

Türkiye, CEDAW’ın etkisiyle 1982-2012 yılları arasında “kadının insan haklarını” esas alan mevzuatlarını ve iç hukuk düzenlemelerini gerçekleştirmiştir. Bu kapsamda 1982-2005 arası dönemi I. Dönem düzenlemeler bağlamında görmek mümkündür. 2005-2012 arasında ise II. Dönem düzenlemeler gerçekleşmiştir. 1982-2005 arası I. Dönem’de Türk Medeni Kanunu, Türk Ceza Kanunu çıkarılmış çok köklü değişiklikler sebebiyle; genetiğiyle oynanan “aile medeniyetinin” sonu olmuştur.

İstanbul Sözleşmesi’ne istinad edilerek yürürlüğe giren 6284 sayılı yasa ve yönetmeliği , kadın kimliğinin erkeğe doğru kışkırtılması bakımından araçsal imkânıdır. Ancak bu aracın kullanılması, CEDAW Sözleşmesi’nin 1982’den beri hazırladığı yapıdan, mevzuatların CEDAW’a göre tanzim edilmesinden beklenen faydayla doğru orantılı görülmelidir. CEDAW, başlı başına bir sosyal/siyasal/ekonomik hatta feminist bir  dizayndır ve İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye’de algılanan düzeyde etkisinden bağımsız şekilde kendi norm düzenini/teşkilatlarını kurmakta, İstanbul Sözleşmesi’ne ihtiyaç duymayacak kadar etkin yaptırımlara haiz mevzuatlarıyla varlık bulmaktadır. Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi’ne ve dayattığı kanunlara karşı gösterilen tepkilerin CEDAW’a da yöneltilmemesi, aileye yönelik tehditlerin devamını sağlayacaktır.  İstanbul Sözleşmesi ve ona bağlı iç hukuk düzenlemesi olan 6284 s. yasanın iptal edilmesi yetmez asıl fitne başı CEDAW’ın ve ona bağlı norm düzeninin kurduğu felsefî ve normatif yapının da iptali, inkılabı ıslahı mecburidir. Çünki  CEDAW’ın getirdiği norm sisteminde İstanbul Sözleşmesi’nden daha etkili müdahaleler ve yaptırımlar vardır.

CEDAW, vahiy temelli bütün dinlerin aile ahlâkını yok etmek için teorik ve yapısal temellerini inşa etmektedir.

İstanbul Sözleşmesi’nin iptali yeterli değildir. “aile” tanımı yapilmadığı için CEDAW ve AİHS hükümlerinin düzenlediği Anayasa ve kanunlar gereğince sorunlar çözülemeyecektir.

Türkiye’de süresiz nafaka konusu, İstanbul Sözleşmesi’nde değil, TMK 175’te yer almıştır.

Türkiye’de evlilik içi tecavüz meselesi, sadece İstanbul Sözleşmesi’nde değil, TCK 102/2’de de vardır.

Türkiye’de boşanma halinde kocanın geliriyle alınan malların 1/2sinin kadına verilmesini düzenleyen hüküm TMK 236’da düzenlenmiştir.

Türkiye’de  “çocuk gelin” “erken evlilik” dedikleri “genç evlilik” denilen ve ceza – kamu davalarının açılmasına neden olan hüküm 28 Haziran 2014'de TCK 103’de düzenlenmiştir.

Türkiye’de 16-18 yaş arasında olup da kanunlara göre “çocuk” sayılan reşit olmayan kişiyle rızaya dayalı cinsel birliktelik gerçekleştiren reşitin suçu TCK 104’de düzenlenmiştir. Türkiye’de kadına pozitif ayrımcılık yapılmasının ayrımcılık sayılamayacağı düzenlemesi, Anayasa’da 10. ve 41. maddede düzenlenmiştir. 

Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi’nde yer aldığı için eleştirilen aynı hanedeki partnerlerin “aile” sayılacağı hükmü AİHS’nin 8 ve 12. Maddelerinde de düzenlenmiştir ve bu konuda AİHM’in pek çok kararı vardır.

Dolayısıyla İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasanın iptali ekseninde bugün oluşan duyarlılık bir aile tanımı verilmedikçe ve aileye dair talepler belirlenmedikçe; ve Millet iradesinin tecelligahı Meclisimiz ve Cumhurreisimiz yasaların fıtrata hukuka inancımıza uygun yerli ve milli olmasına dikkat etmeli, “hayvan hakları” na verilen değer #önceaile diyerek “aile hakları” ve “çocuk hakları'”na da vermelidir. Şiddeti cinayeti teşvik eden içki kumar faiz fuhuş zina teşhircilik çocuk haczi süresiz nafaka hapsi velayet istismarı  eşcinsellik teşviki yasaklanmalıdır. 17Msgis 1999'da eşcinsellik hastalık değildir kararı alan Dünya Siyonizm Örgütü emrindeki DSÖ AŞI Maske operasyonuna dikkat edelim.

 AİHS, CEDAW, CEDAW ek Protokol, Pekin Deklarasyonu, Lanzarote, Fullbright ve istanbul Sözleşmesi gibi sözleşmelerdeki ve iç hukukunda da bu sözleşmelere göre değişiklikler fıtrata insanlığa ve Allah'a savaş açmaya devam edecektir. Aile yıkan yasalar sözleşmeler yönetmelikler fıtrata uygun hâle getirilmesi için Elbirligi ile VAROLUŞ SAVASİ vermemiz gerekir. İnsanlığın son sığınağı aile kurumunun korunması mücadelesi dinler üstü partiler üstü insani ve imani bir mücadele verilmelidir. Hz. Ali’nin deyimiyle namuslular da en az namussuzlar kadar cesur olmalıdır. İnsanlığa ve Türkiye'ye eşcinsellik teşviki olan ve asıl gayesi ailesiz Cinsiyetsiz Ahlaksiz toplum projesi TCE Toplumsal cinsiyet adaleti veya toplumsal cinsiyet eşitliği maskesiyle Türkiye’ye ve insanlığa çekilen eşcinselleştirme  operasyonlarına dur demez istek bu ateş bizi ailemizi ve tüm insanlığı yakacak. İnsanlık ve Ülkemiz için  milli guvenlik sorunu konusunda hata yapanlara karşı sessizligimiz bizim ailemizin ülkemizin helakina sebeb olacaktır.  #evlilikseferberliği başlatarak evliliği anneliği gençevliliği teşvik etmeli evlenenlere en az 100 gram altın hibe edilmeli tüm sınıflara aile dersi konulmalı ve aile okulu projemiz hayata geçirilmeli. Kötüler iyiler sessiz ise kazanır. İçimizdeki beyinsizlerin yaptıkları ve bizim Zulme sessizligimiz sebebiyle bizi de mi helâk edeceksin ya RABB.                   

                                                                                                                          25 Haziran 2021

#önceAile  21. Asır AİLE ASRI

Türkiye Aile Meclisi, Türkiye Aile Birliği ve Bileşenleri adına Âdem Çevik mütevelli heyet başkanı

AileHaklari.org t.me/AileHaklari ailehaklari@gmail.com 02124365966  05327036115   05322033274 

 




Kaynak: Müslüman Dünya

Editör: Eyüphan Kaya

Bu haber 1230 defa okunmuştur.


Etiketler : cedaw aile

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER AİLE Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI