Bugun...



Tabiin Kenti Diyarbekir'i tanıyalım-1

Malumunuz Amid şehri 6 aylık bir muhasaradan sonra peygamberimizin vefatından sadece 7 yıl sonra Hz.Ömer’in hilafeti döneminde fethedilmiş, İslam ile müşerref olmuş ve nice fetihlerin oluşmasına bir üs vazifesini yapmış ve ilk valisi fetih gazisi Sasa hazretleri olup, İslam’ı birinci ağız olan Sahabelerden öğrenen bir “Tabiin” kentidir.

facebook-paylas
Güncelleme: 12-03-2021 18:21:30 Tarih: 11-03-2021 07:25

Tabiin Kenti Diyarbekir'i tanıyalım-1

Malumunuz Amid şehri 6 aylık bir muhasaradan sonra peygamberimizin vefatından sadece 7 yıl sonra Hz.Ömer’in hilafeti döneminde fethedilmiş, İslam ile müşerref olmuş ve nice fetihlerin oluşmasına bir üs vazifesini yapmış ve ilk valisi fetih gazisi Sasa hazretleri olup, İslam’ı birinci ağız olan Sahabelerden öğrenen bir “Tabiin” kentidir.

18.asrın Müceddidi olan Halidi Terikatının piri Mevlana Halit hazretleri bir grup talebeleriyle taa Bağdat’tan Amid’e Hz.Süyelman camisinde medfun sahabeleri ziyarete geliyorlar,   Sur’un içine girer girmez Mevlana Halit ayakkabılarına çıkarıyor ve “sahabelerin karış karış gezdiği, medfun olduğu bu topraklarda yaya gezmek lazım” diyor, ziyaret sonrası caminin dışında namazını kılınca talebeleri soruyor “şeyhim niye dışarıda namaz kıldınız?” Bu soruya şu cevabı veriyor, “sahabeler aralarında sohbet halindeydiler, onların sohbetini bozmak istemedim” diyor. Mevlana Halit Süleymaniye kendinin Şahrezor ilçesinde dünyaya gelen Kürt bir alim ve mutesevvuftur.

Salahhıni Eyyubi Kudsü Şerifi fethetmek için İslam toplumunu ruhen ve zihnen hazırlık çalışmaları çerçevesinde Amid’e gelirken,  o günün hanım efendileri kendisinden bir randevu talep ediyorlar, görüşmede hayır dualarının iletmenin yanı sıra, bir şişe de gül suyu kendine verip Kudsü Şerifi fethederken özellikle Minberi Aksa’yı bu gül suyu ile yıkamalarını tavsiye ediyorlar. Bu Sultan Salahattin-i Eyyubi için müthiş bir manevi destek oluyor ve diyor ki, “Diyarbekir anneleri aynı zamanda Kudsü Şerifi fethedeceğimizin müjdesini bize verdiler.”

İçinde yaşadığımız Sur içinin adın Amid, bu Sancağa bağlı olan bölgenin adı ise Diyarbekir’dir.

Amed diyenler maktaslı olarak değiştiriyorlar, bu şehrin tarihte Amid adı var ama Amed yoktur, Diyarbekir ile Diyarbakır arasında ne kadar fark varsa Amid ile Amed arasında da o kadar fark vardır. Diyarbakır adını Kemalistler, Amed adını da sosyalistler koymuş. Bu adlara birileri kendine göre anlamlar yüklüyor bunu da belirtmekte fayda var.

Zemzem suyundan sonra dünyanın en kaliteli suyu Hemravat suyudur ve Diyarbakır’dadır.

Diyarbakır yönetim biçimi olarak da üç açıdan Medine’ye benziyor,

1-İlahi vahyi reddeden o günün hükümdarı ve askeriyesi dışında halk fethe karşı teslim olmuş, tıpkı Medine halkının Hz.peygamberi davet ettiği gibi,

2-Çoğunluk gayri müslüm olmasına rağmen yönetim İslam’da olmuş tıpkı Medine yönetimi gibi,

3-İslam’ın yönetim merkezine Medine ev sahipliği yaptığı gibi Diyarbekir de sahabeler için bir yönetim merkezi olmuş tıpkı Medine gibi,

*Aslında Diyarbekir ile Medine’nin bir an evvel kardeş şehir yapılması lazımdır. Bu da belediye başkanının marifetine kalmış.

Genel kanaat şu ki Peygamber (sav)’in “Kostantaniyeyi fetheden askerler ne mübarek askerlerdir” dediği Kostantaniye Şehr-i Amid’dir. Çünkü o günkü adı Konstantaniye’ydi İstanbul ise kostantaniye polistir.

Hz.Peygamber miraca çıkarken bu şehrin hizasından geçtiğinde “burası neresi ya Cibril” diye sorduğunda Cibril aleyhisselam “ Şehr-i Amid” deyince “Allah’ın bereketi üzerinde olsun” şeklinde bir duada bulunduğu rivayet edilmektedir.

Sur dışında Yenişehir tarafında sahabeler mezarı olduğunu tarih yazıyor, ancak Cumhuriyet döneminde birileri bu değerleri yok etmek için mezarlarını yıkmıştır, bu da bilinen bir gerçektir.

Sasa hazretlerinin evinin yıkım emri belediye tarafından verilirken, halk galeyana geliyor ve orada toplanıyor, ilginçtir dozer çalışırken tekerleğiden fırlanan bir taş o kadar kalabalığın içinde belediye başkanının oğlunun başına denk gelip, çocuk ölüyor. Yani belediye başkanı can evinden vuruluyor.

Bu kadar önemli olan bu kent cumhuriyet döneminde kara listeye alınması da doğaldır. Her tarafı sahabe, her tarafı İslam’ı hatırlatıyor.

Çamileri, Hanları, Hamamları tarihi evleri her biri lisani hal ile Allah’ı hatırlatıyor.

Camileri birer külliye, Hanları misafirperverliği, Hamamları temizliği hatırlatıyor.

Her gelen Osmanlı paşası burada hayırlı bir eserin oluşmasına önayak olmuş, dikkat etseniz 5.haremi şerif olarak kabul edilen ulu cami dışında hemen hemen her cami bir Osmanlı paşası yani, valisi tarafından inşa edilmiş: Behram paşa, Fatih paşa, İskender paşa, Husrev paşa, Ali paşa…ayrıca o günün şartlarında aslında Camiden çok birer külliye, medresesi, imarethanesi, geniş avlusu ile bir hayat alanı bize de bunları örnek alıp daha da bir adım ötesine gitmemiz gerekirken, bu camiler cumhuriyetin ilk yıllarında farklı amaçlarla kullanıldı, son birkaç yıldır restore edilip aslına uygun hale getiriliyor, yani daha önce bu eserlere bakım onarım çalışması olmuyordu, vatandaş kendi imkanlarıyla ne kadar sahiplenebildiyse ama bu hizmet Ak parti ile geldi elhemdulillah.

Evliya çelebi Diyarbekir’i anlatırken kültür düzeyini şöyle bir örnekle ifade ediyor “gözlerinizi kapatıp eliniz sağa sola sallarsanız, eliniz beş kişiye değse, üç tanesi ya şairdir ya yazardır” sübhanellah herhalde bir şehir ancak bu kadar içten ve samimi anlatılabiliyor.

Cumhuriyet öncesi şehrimizin okuma yazma oranı en yüksen illerden biri olup %90 olduğunu düşünürsek, bu şehri anlatmanın kolay olmadığı bir kez daha anlaşılıyor. Ne yazık ki harf inkılabıyla bir gecede bu değerli insanlar okuma yazma bilmez duruma getirildi.

Diyarbakır sokaklarında büyüyüp dahiliye mütehassısı olan  Prof.Dr.Halil B.Değertekin yazdığı kitapta diyor ki, dünya çapında yetiştirdiği şair yazar açısından birim alana düşen kişi sayısı bakımından Diyarbekir dünyada birincidir.

Bir anekdot ta ben anlatayım son birkaç yıldır Kürdistan bölgesinde yılda bir Kürdistan uleması toplantısı oluyor, bazen beni de davet ediyorlar. Öğle yemeğinde ben İran’dan gelen bir Tefsir Profesörü ile bir Cuma İmamı arasında oturuyordum, tanışma faslında Diyarbekir’li olduğumu söyledim onlardan biri dedi ki “öylem mi? desene dense sen mukaddessin” işte Diyarbekir’in dışarıdaki izlenimi budur.

Biliyorsunuz vahyin dokunduğu yerler, zamanlar, insanlar musaddes olurlar.

Kadir gecesinin değeri Kur’an-ı kerimin o gecede bir bütün olarak Beytül izzeye indiğinden kaynaklanıyor, peygamberler vahye muhatap oldukları için değerlidirler, Mekke Medine, Kudüs değerini vahiyden almaktadır.

Bizim Eğil’de medfun peygamberlerimiz var, Hz. Süleyman’da medfun 27 şehit sahabemiz var, Lice ilçemizde Kur’an-ı Kerimde kısası geçen Eshab-ul Kehfimiz var, İslam dinini tanımayan 1924 anayasasına karşı kıyam edip dağ kapıda idam edilen Şeyh Sait ve arkadaşlarına ev sahipliği yapan bir şehrimiz var.

Düşman İzmir’e girerken atalarımız o süreç içinde beş miting yapıp “biz bu oyunu bozarız” dedikleri için düşmanın içine giremediği bir şehrimiz var.

Bu ruh ile barıştığımız zaman işler düzene girecek. Huzuru mutluluğu o zaman yakalayacağız. Yoksa okullarda bize öğretilen banın batıl zihniyetiyle bu mübarek halk huzur bulamaz diye düşünüyorum.

Devam edecek……..inşallah




Kaynak: Müslüman Dünya

Editör: Eyüphan Kaya

Bu haber 622 defa okunmuştur.


Eyüphan Kaya / 18-04-2021 22:55:00

Bu güzel selamlaşma halkası hastalık öncesi Hz.Süleyman camii civarında bir bayramlaşma etkinliği. Allah kabul etsin, devamını nasip etsin.



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Diyarbekir Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI