Bugun...


Ahmet Yoldaş

facebook-paylas
MURAKABE VE MUHASEBE AKILLILIK VE İLERİ GÖRÜŞLÜLÜK
Tarih: 10-10-2021 07:13:00 Güncelleme: 10-10-2021 07:13:00


Murakabe; Allahı düşünerek tamamen onunla meşgul olmaktır. Allahın içinden geçtiğini, hatta bütün gizlilikleri bildiğini, herkese kazancına göre muamele edeceğini ve dışarıdaki bir şeyin her kese açık olduğu gibi kalbindekilerinin de bundan daha acık olduğunu bildiğini bilmektir.

İnsanın nefsi ve kalbi günlük murakabeye ve muhasebeye muhtaçtır. İnsan sabah namazını kıldıktan sonra bir süre nefsiyle baş başa kalması ve onunla birtakım şartlarla anlaşması gerekir. Bu arada nefsine, “Benim sermayem ömrümdür. Ömrüm tükenince sermayemde tükenir. Artık kar ve kazançtan mahrum kalırım. Bugün yeni bir gündür. Allah bu yeni günü bana bağışlamıştır. Eğer ölmüş olsaydım. Allahtan güzel ameller yapayım diye bir gün dahi olsa beni yine yaşatmasını isteyecektim. Şimdi ey nefis farz etki öldün ve geri döndürüldün. Sakın bugünü boşa harcama” diye tavsiyelerde bulunmalıdır.

Kendisine emanet edilen göz, kulak, dil, mide, el ve ayak gibi azaları hakkında ayrı ayrı tavsiyelerde bulunmalıdır. Nefis yaratılış itibariyle itaate direniş gösterir. Kulluğa isyan eder.

Hasan Basri “Allah o kula rahmet etsin ki, bir şeyi istediğinde niyetine bakar, niyeti Allah içinse onu yapar değilse onu terk eder.”

İşte murakabede önce düşünülmesi gereken budur. İkincisi Amele yani eyleme başlanıldığı zamandır. Buda Allah’ın hakkını ödemek için nasıl hareket edeceğini düşünmektir.
Çünkü Bütün eylemler Allah’ın emanet verdiği vücut fabrikasının makineleriyle yapılıyor. Dolayısıyla Allahı razı etmek asli görevimizdir.

İnsan günün ilk saatlerinde kendine nasihat ve tavsiyelerde bulunmalı ve ona göre hareket ettiği gibide akşamları da kendisini hesaba çekmelidir. Bir işletmecinin yaptığı gibi. Çünkü işletmeciler günlük, haftalık, aylık ve yıllık olarak muhasebelerini yaparak kar veya zararda olduklarını böylece anlarlar. İş böyle olunca akıl sahipleri kendilerini nasıl hesaba çekmezler?

İnsanın dindeki sermaye ve anaparası farzlardır. Kârı ise nafile ve faziletlerdir. Zararı da isyandır. Bu ticaretin mevsimi de günlerdir. Mücadelesi de başta nefsi emaresi iledir. Nefis muhasebe edilirken, ömrünün her günü her saati nazara alınarak zahiri ve batını bütün azalarında genel olarak hesaba çekilmelidir. 

“O (öyle Allah’tır) ki, gece namaza kalktığında ve secde edenler arasında dolaştığında seni görüyor.”  Şuarâ sûresi (26), 218-219   
“Nerede olursanız olunuz, Allah sizinledir.” Hadîd sûresi (57) 4 Önceki âyette Hz. Peygamber’e hitâben hangi halde olursa olsun Allah’ın onu gördüğü bildirilmişken, bu âyette tüm mü’minlere hitap edilerek ve “nerede olursanız olunuz” diye mekân bakımından da Allah’ın denetim ve gözetiminden kimsenin kurtulamayacağı hatırlatılmaktadır. Allah’tan uzak bir yerde bulunmak mümkün olmadığı ve dolayısıyla denetim dışı anlamında bir özel hayatın bulunmadığı açık şekilde bildirilmektedir.
“Yerde ve gökte hiç bir şey, aslâ Allah’a gizli kalmaz.” Âl-i İmrân sûresi (3) 5
“Doğrusu senin Rabbin hep gözetlemektedir.” Fecr sûresi (89), 14 İlâhi denetim ve gözetimin kesintisiz ve sürekli olduğu, zaman ve yer bakımından, denetim dışı kalma imkânının bulunmadığı bildiriliyor.

 “Allah, gözlerin sinsi bakışlarını ve kalblerin saklaya geldiklerini bilir.” Mü’min sûresi (40), 19 İlâhî denetim ve murâkabeden, kalblerin bile kurtulamadığını, onların insanlara açıklamayıp kendilerine sakladıklarını Allah’ın bildiğini haber vermektedir. Gözlerin sinsi sinsi bakışlarına varıncaya kadar her çeşit hareketin, Allah’a malûm olduğu bildiriliyor. 

Hz Ömer’den (ra) rivayet edilen meşhur cibril hadisinde “Sen Allah’ı görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” cümlesi yukarıdaki âyetlerde yer alan ilâhî gözetim ve denetimin tasdik ve itirafıdır. Kullukta kalite işte bu noktanın bilincine varmakla gerçekleşebilecektir.
“İhsan”ın “Allah’ı görüyormuşcasına kulluk etmek” şeklinde tarifi Müslüman kişinin kalitesini pek veciz olarak ortaya koymaktadır. 

Allah tarafından görülmek, O’nu görüyormuş gibi davranmak için yeterli sayılmıştır. Bu mü’minde sürekli bir kendi kendini denetim (murâkabe) şuuru geliştirecektir. Merkezinde ihsanın bulunduğu bir iman ve İslâm anlayışı ve hayatı ideal hayattır. Müslümanın daima Allah’ın gözetimi (murâkabesi) altında olduğu bilinciyle yükümlülüklerini yerine getirmesi, sorumluluklarına sahip çıkması gerekmektedir.

İhsan ve murâkabenin iki derecesi vardır: Bir kulun Allah’ı görüyor gibi yaşaması, iki  Kendisini Allah’ın gördüğü şuuruna sahip olmasıdır.
“Nerede ve nasıl olursan ol, Allah’dan kork. Kötülük işlersen, hemen arkasından iyilik yap ki, o kötülüğü silip süpürsün. İnsanlarla güzel geçin!” Tirmizî, 

Takvâ, Allah’ın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçınmakla gerçekleşen ve dinin temeli olan bir ilkedir. Buna Allah saygısı, Allah korkusu da denir. Takvâ çeşitli derecelere ayrılmaktadır. En alt tabakası, şirkten uzak kalmak, en üst derecesi ise, Allah’dan başka her şeyden yüz çevirmektir. Takvânın birbirlerinden farklı dereceleri bulunmaktadır. Ancak onun tabiî sonucu ilâhî murâkebe altında olduğu bilinci ile hareket etmekten ibârettir. 

Takvâ, yalnızlıkta, toplum içinde, belâ ve musîbet anında, bolluk ve refahta yokluk ve darlıkta, hâsılı her durumda Allah’a karşı saygılı olmak, sürekli uyanık, dikkatli ve şuurlu bulunmaktır.

İnsanlarla güzel geçinmek, ahlâkî olgunluğun ve murâkabe şuurunun günlük hayattaki ve beşerî ilişkilerdeki sonucu olmaktadır. Bu uygulamanın ölçüsü de Peygamber Efendimiz tarafından, başkalarının kendisine yapmasını istemediğini onlara yapmamak şeklinde belirtilmiştir.

Enes İbni Mâlik radıyallahu anh şöyle dedi: “Siz kıl kadar bile önemsemediğiniz birtakım işler yapıyorsunuz ki, biz onları, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında helâk edici büyük hatalardan sayardık.” Buhârî, 

Hepimizin bildiği bir gerçektir ki, her insanın dikkatli, daha dikkatli olduğu zamanları bulunduğu gibi, önemli şeyleri bile pek kâle almadığı anları da olur. Ümmetler, milletler de böyledir. Bazı nesiller çok daha titiz ve dikkatli, bazıları da rahat hatta kayıtsız olabilirler. Tabiatıyla bu durum, bazı zararların önemsenmemesi gibi, neticede tehlikeli olabilecek gelişmelere de yol açabilir. Enes İbni Mâlik hazretlerinin kanaatine göre, tâbiîn neslinin gözünde pek küçük görülen bazı fiillerin Resûlullah zamanında sahâbîler tarafından helâk vesilesi kabul edildiğini, bu ilk iki nesil arasında bazı konularda bu derece yaklaşım ve değerlendirme farkı olduğunu delillendirmektedir. Tabii bu, genel bir gözlemdir. 

Ashâb-ı kirâm, Allah’a karşı duydukları derin saygıdan dolayı, küçük günahları bile helâk sebebi sayarlardı. Çünkü onlar hatanın küçüklüğünü değil, emrine karşı gelinen Allah’ın büyüklüğünü dikkate alırlardı. Kendini kontrol etme melekesi gelişmiş müslümanlar, hataları değerlendirmede daha titiz ve daha derin bir anlayış sahibidirler. Günahları küçümsemek, Allah saygısının azlığına delildir. Murâkabe bilincinin canlı tutulması, müslümanı haramları işlemekten ve sonuçta ceza görmekten alıkor.

Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi de, nefsini duygularına tâbi kılan ve Allah’tan dileklerde bulunup duran (bunu yeterli gören) dır” Tirmizî, Sonlu bir dünya da sorumlu ve belli bir ömre sahip olan insanoğlu, dünyayı ve sonrasını değerlendirirken bazı güç odaklarının tesiri altında kalmıştır. Bunlar iman, dünya, nefis, öteki insanlar ve şeytandır.
“Nefse hakimiyet” ve “ölüm sonrası için gayret” şeklinde belirlenmiş olan akıllılık göstergeleri, büyük ölçüde kâmil, yani etkili bir iman ile alâkalıdır. “Nefse hakimiyet”, aklı hayata egemen kılmak demektir. “Âhiret” ise, akıllılıkta dikkate alınacak çok önemli ve temelli bir unsurdur. 
Davranışlarını âhiretteki sonuçlarını dikkate alarak ayarlamak gerçek anlamda “akıllı kişi”lerin tavrıdır. “Herkes yarın için önceden neler gönderdiğine dikkat etsin” [Haşr sûresi (59), 18] Ölüm sonrası için denetimli çalışanların ne kadar isâbetli ve akıllı işler yaptıklarını belgelemektedir. 
Hz. Ömer demiş ki: “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin. Büyük duruşma için hazırlık yapın. Âhiretteki hesap, ancak dünyada nefsini hesaba çekmiş olanlar için hafif ve kolay olacaktır.”
Meymûn İbni Mihrân’da şöyle der: “Kul, yediğini ve giydiğini nereden karşılıyor?” diye ortağını gözetleyip durduğu gibi, kendi öz nefsini denetlemedikçe asla takvâ sahibi olamaz.”
Sevgili Peygamberimiz bir başka hadîs-i şerîflerinde:“İşlerin asıl değeri sonuçlarına göre ölçülür” buyurmuştur.
İnsanın akıllısı ve hası da âhirette belli olur. Orada, hayatının hesabını yüz akıyla verebilen kişi, dünyayı iyi yönleriyle âhirete taşımayı başarmış demektir. 
Akıllılık ve ileri görüşlülük, davranışlardan belli olur. Nefsi her zaman denetleyip hesaba çekmek gerekir. Allah bizleri murakabe ve muhasebe şuurundan mahrum etmesin. Amin.                                                                                                                                                 Ahmet YOLDAŞ



Bu yazı 141 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI