Bugun...


Cemal Çınar

facebook-paylas
İslam'ın siyasal yapısında içtihadın rolü
Tarih: 17-04-2022 11:28:00 Güncelleme: 17-04-2022 11:28:00


İslam’ın üç temel ilkesinden biri ibahedir. İbahe/Mübah, kulun kendi cehd ve gayretiyle görüş beyanında bulunabildiği bir alandır. Kul burada Kur’an-sünnete ters düşmeyecek şekilde istinbatta bulunabilir. İctihad ile İslam fikriyatında bir gelişim ve terakkiyat sağlanır. Tevhid dinini fikriyatta diğer muharref dinlerden ayıran özelliklerin başında ictihad gelir.

Yüce Allah’ın İnsanlara olan rahmetinin tecellilerinden biri de, kullarına dünya hayatında özgür irade vermesidir. Müslümanlara özgü de İslami kaynaklarda belirli bir mesafeyi aldıktan sonra içtihad selahiyetini kullanabilme yetisidir. İslam’da içtihadın bulunmasıyla, Rabbimiz’in biz kullarına verdiği değeri, akıllarını çalıştırmak için onlara bir tasarruf alanı açmış olmasıdır. Yüce Rabbimiz, rahmetinin tecellisi olarak kendi emirlerine ve nehiylerinden sorumlu tuttuğu alanı az, serbest bıraktığı alanı ise ucu açık ve sayılamayacak/ölçülemeyecek kadar geniş tutmasıdır. Bu da gösteriyor ki, İslami sistem bir ferahlık ve rahmet sistemidir. Yani ictihad, İslam toplumunun hem ibadi hem de siyasal tarafı üzerinde en geniş şekliyle yer alan bir usul kaidesidir.

Bireyin Yüce Allah’ın kitabından, Resulünün sünnetinden beslenen bir ruhla vicdanın sesine kulak vererek özgürce istinbatta bulunan alanın en çok siyaset sahasında olduğunu görüyoruz. Bu, İslam pratiğine özgü bir ilkesel duruştur. İslami sistemde, insanın akıl ve özgür iradesine verdiği değeri ortaya koymaktadır. Bu sistem, Müslümana verdiği özgür çalışma alanıdır. Gayri Müslime bakan yönüyle de, kişinin İslam sistemini/nizamını kabul edip etmemede özgür bırakılmasıdır. Bunu da belirli bazı ilkelere bağlayarak, yöneticinin inisiyatifine de bırakmamıştır. Kendisinden önceki dine mensup olanların yaptığı gibi, dini papaz ve hahamların tekeline almalarının tersine İslam, bireyin zihin dünyasına sonuna kadar hem açık hem de tasarruf hakkını vermesiyle diğer tüm düşünce tasavvurlarından apayrı bir konumda yer almaktadır. Nasların ruhunu anlamanın yolu, bireyin aklını çalıştırmaya teşvikte bulur. Böylece İslam, tüm alanlarda aklını çalıştırma konusunda teşvik edici bir itici güçtür.

Kur’an-ı Kerimin insan aklına ne kadar değer verdiğini anlamak babında, ceza evinde kaldığım yıllarda bu manada bir araştırma yaptım. Araştırmamda iman, salih amel, akıl ve aklı çalıştırmayı çağrıştıran ayetleri araştırma fırsatını buldum. Bu üç konudaki sıralamaya dikkatinizi çekmek isterim. Şöyle ki; İmandan bahseden ayetler sekizyüz küsur, salih amelden bahsedenler yediyüz elli, akıl ve aklı kullanmayı içeren ayetlerin sayısı yediyüz on dört ayet olarak tespit edebildim.

Yani, önce iman, sonra salih amel daha sonra da aklı çalıştırmayla ilgili ayetlerin sayı sıralamasının Kur’an epistemolojisi açısından çok önemli bir husus olduğu kanaatindeyim. Salt akıl mefhumu da Kur’an’da kırk dokuz yerde geçer. İsim olan akıl kavramı Kur’an’ın hiçbir yerinde isim geçmeyip hep fiil kalıbıyla gelmesi de muhteşemdir. Yani, iman ve salih amelleri içselleştiren bireyin aklının kast edilmesi çok önemli bir husus. Kur’an’dan bağımsız evinde oturup salt bir beşerin kendi başına aklını çalıştırmaktan bambaşka bir şeydir. Buna göre, her Müslüman Kur’an-sünnet ışığında müctehid olabilir, ama muctehid olmayan ictihad yapamaz.

İctihad konusu belirlenen ilahi sistemin nasla belirlenen kısmı beşerin tasarruf sahası dışındadır. Nasların belirlediği alan da çok az bir yer tutar. Ama bunun dışında kullara geniş bir ictihad alanı verdiğini, bugün Müslümanın zihin dünyasında bunun yeterince anlaşıldığı kanaatinde değilim. Bir de bazı nasların manası kesin olmadığı için onlarda da ictihad yapılabilir.

İctihad, sıradan bir mantık çalışması değildir. O Kur’an ve sünnet ilmine vakıf, usul bilgisi ve ilmi melekesi tekamül etmiş uzman insanların yapabilecekleri çıkarımlardır. Allah ve Resulu’nun emir ve yasakları bunun dışındadır. Ahzab/33. Ayet bu konuda nettir. Buna göre, İslam’ın siyasal yapısı içinde, demokratik, laik, sosyalist ve kapitalist gibi sistemlerle İslami sistem aynı kefeye konulamaz.

Kısaca İslam’ın siyasal yapısı içinde tecdide gidecek yolda en büyük azık ictihattır. Fukahanın ictihadı ümmetin ibadi ve siyasi dirilişinin şah damarıdır. Önemine binaen Yüce Allah bu sahayı emir ve yasaklardan daha geniş tutmuştur. Düşünenlere…! /Yunus/24



Bu yazı 247 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI