Bugun...


Nusret Çiçek

facebook-paylas
MAHİR ÜNAL NE DEDİ Kİ NE OLDU?
Tarih: 01-11-2022 22:30:00 Güncelleme: 01-11-2022 22:30:00


Mahir Ünal, “ fikri hür vicdanı hür” deyimini  yarı çark bağlamında yanlış anlamış olacak. 

Cumhuriyet ideolojisine karşı fikir beyan etmenin rejimsel tabularından biri  olduğunu bilmeliydi. 

Hem de altında Kemalizm’in kırmızı çizgisi var. 

Aslında ilk başta onu konuşalım...  

İktidar olarak İstanbul boğazına ikinci bir kanalı, Montrö  mütarekesine rağmen açma cesaretini  gösteren iktidar, ithal cumhuriyeti eleştirenlerden nem kaparsa güven ve itimat açısından giderek irtifa kaybedeceği kesindir.

Her saldırıya bir ufala verir isek geriye  yağcısı, dümencisi kalır…

Onlara da adam dayanmaz.

Umutlar tükenir, bağlıların  samimiyeti zaafa uğrar.

Bir daha da halkın çoğunluk desteğini yakalamak  ya nasip!

 Ak parti iktidarı Merhum Menderes hükümetinden kırk  yıl sonra ancak gelebildi, 

bu da giderse bir kırk yıl daha beklemeye bu milletin ömrü yetmez.

Bir zaman sonra  asimile olarak tükeniriz.

Mahir Ünal, stratejik olarak zamanlamayı seçememiş olabilir.

Ancak söylediklerinin hangisi yanlış hangisi uydurma?

Bu millet  laik zokayı cumhuriyet diye tutturanlardan yemedi mi?

 Yanı ezanın bir müslüman ülkede 18 yıl tutsak kalması cumhuriyetin eseri değil mi? 

Veya binlerce insanın ipe çekilmesi.

Halkı bir gecede cahil sınıfından yapan harf devrimi…

Bahçeli cumhuriyeti Osmanlının devamı olarak görüyor.

Elbette devlet daimiliktir...

Ancak o devlet sürgüne gönderilerek devri kapatılmıştır.

Şimdi bu devlet o devlet değil.

Ama manzarayı umumiye...

Bir nevi Abdülhamit han ile ona karşı İngiliz istihbaratının işbirliğindeki Talat paşalar ittifak etmiş görüntüsü veriyor.

 Bu tip bir siyaset tabi ki yeni değil.

Mustafa Kemal, dünya Müslümanlarının siyasi otoritesi sayılan hilafeti yıkmak için cami kürsülerinden işe başladı. 

Müslüman halka hitap ettiğinde büyük bir deha ve İslam kahramanı olarak görülmüş, amma ki  yetkileri eline aldığında kafasında tasarlamış olduğu laik cumhuriyete karşı çıkanları İstiklal mahkemelerine sevk ederek sallandırmıştır.

Şimdi onu takip edenler var.

İşte Kılıçdaroğlu ülkücü!

İki parmakla yapmış olduğu işaret kurt başı.

Berikiler de Atatürkçülükte kimselere pabuç bırakmıyorlar.

Hangisi doğru hangisi yanlış, hangisi samimi hangisi sahte?

İktidar kadrolarındaki Kemalist seviciliğin etkinliği şu anda Müslüman ailelere sirayet ederek bir takım olumsuzlukların çelişkili ortamını oluşturuyor. Eskiler balık baştan kokar derlerdi.

Cumhurbaşkanı ekibi ile birlikte laikçi ve de Atatürkçü ise biz neden olmayalım! 

Sorunca böyle cevap veriyorlar.

Dün hep beraber ne diyorduk bugün ne diyorlar?

Beraber ıslandık beraber kurutulmuyoruz.

O halde aynı seviciliği dayatan  CHP ile arada pek fark kalmayınca  CHP karşıtı olmanın da bir anlamı kalmıyor. 

Kısacası izler karıştı.

 Politika sürekli kendinden olanı harcama  karşılığında topluma herhangi bir menfaat sağlamışsa varsın hepimiz harcanmış olalım. 

Ama yok gidenin yerine her  dönemin köşe başı yastıkları gelip oturuyorsa işte o zaman  istikbalden fazla umut beklenemez. 

Çünkü o gelenler, yarın da bir başkasına gidecekler.

Fakıbabalar gider Fakıbabalar gelir.

Bana kalsa o tipleri  yanıma bile yaklaştırmam.

Onlara göre daha uygun alanlar var  gitsinler oralarda  oynasınlar.

Mahir Ünal öncesinde ateşli bir yapıya sahip olan Cahit Özkan, Birleşik Arap Emirlikleriyle ilgili bir cümlelik konuşma yapınca hemen pasifice edilerek sesi soluğu kesildi. Gerçi bir çokları ülkenin siyası istikrarını düşünerek kerhen partide kalıp yutkunsalar da bu yutkunmalar zamanla damar tıkanıklığına neden olacağından baypası bile eski sağlığına kavuşturmaya yetmeyecektir.

İthal siyaset acayibinden bir oluşumdur.

Tepesinde bir minare içindekiler müslüman değil.

Peşinen söylemiş olalım, bu karışık işler Müslüman işi değildir.

Görüntü laf kalabalığı, elde var sıfır…

Şu sıralar  gündemde, gereksiz Kemalist  açıklamalarını tasvip etmediğim eski dost Turan Çömez de var. 

Bağışlasın, katıldığı parti terk ettiğinden daha iyi  değildir.

 Turan Çömez aslında vefalı.

En yalnız günlerde ameliyat gömleğini çıkararak davam diye koşuşturduğu halde bu gün o davanın tam tersinde politikaya soyunmasının vebali elbetteki  tek taraflı değildir.  

Kendi adamını başkalarına kaptırmak, olsa olsa ithal demokrasinin gereğidir. 

Çünkü bu felsefenin ne vefası ne de sevdası olmaz.

Mürailik yapanlar dobra konuşandan daha üstündür!

 Mustafa Kemal’den beri ülkenin siyasetinde çizilmiş olan tek bir yol var...

O da devlet yönetiminde rakipsiz tek adam olarak üstün kalma yarışıdır.

O bakımdan lider seçtirmez seçer.

İşte her devrin adamları bu tip bir siyasi algının zaaflarından istifade ederek çaldıkları her kapıda kendilerine yer bulurlar.

Hangisini saysak?

Bir de iktidarın diğer tarafında Devlet Bahçeli var.

MHP deki samimi ülkücülere aydın havası çalınca Doğu Perinçek'in Vatan Partisi de dahil  piyasalar ülkücü kaynamaya başladı.

Bahçeli’nin iktidara ağır giydirmeler  sarf ettiği günlerde küçük çocukları ekranlardan uzak tutuyorduk, gel zaman  Meral Akşener ile kapışınca koşup geldi.  Ama onu tasvip etmeyenler de AK partiden uzaklaştılar.

Şimdiki görevi, zamanın Tansu Çiller'in görevi ile eşleşiyor.

Çiller, rahmetli Erbakan ile ortaklık kurmasını laikliğin teminatı olarak açıklamıştı.

 “Bu iktidarda laikliğin teminatıyım” diyordu.

Devlet Bahçeli de…

Değişmez, değiştirilmesi asla teklif edilmezlerin teminatı.

Bazen böyle acı da söyleriz…

Tavsiye olsun eleştiri olsun  orada kalır…

Bahçeli’den ateşli bir nutuk, arkasından görevden almalar.

Bu gün  Mahir Ünal,

yarın bakalım sıra kimde?

 1.11.2022  Nusret Çiçek



Bu yazı 322 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI