Bugun...


Prof.Dr.Mirzahan Hızal

facebook-paylas
ÇOK BASİT NEDENLER
Tarih: 14-10-2021 22:28:00 Güncelleme: 14-10-2021 22:28:00


Bazı işler   bazı  insanlara  zor  gelir.  Ne  yazık ki  bunların  başında  düşünmek  ve akıllarını kullanmak gelir. Bu  tür  insanlar,   bir  çeşit  savunma mekanizması  geliştirmiş  ve  düşünen  ve  aklını  kullananların   zararlı  ve  fitne  çıkarıcı  olduklarını  bile  ileriye  sürmüşlerdir.  Bu  sınıftan  tutucu  insanlar,   düşünmediklerinden  olaylara  ve  eşyaya  yüzeysel  ve  üstünkörü   bakar  ve  değerlendirirler.   Satın alacağı  bir  otomobilin  sadece  dış  görünüşüne,  ve  boyasının  parlaklığına  bakmak  gibi. 

        Aynı  şekilde, bu  insanlar  bir  sorunla  karşılaştıklarında,  sorunun iç  yüzüne ve derinliğine nüfuz  edemediklerinden,  dışarıdan  görünen  bariz   etkilerine  bakarak  sonuç  ve  hüküm  çıkarmaya  çalışırlar. 
Anlayamadıkları  şey  ise    problemin  evveliyatı  olduğu  ve    zaman  içerisinde   evrilerek   bu  hale  geldiğidir. 
Her  problem  zamanla   evrilir,    tabir  caizse  çatallanır,   bulaşıcı bir  mikrop gibi  başka konulara da  nüfuz eder,   yeni  yeni  başka  problemler  ve  komplikasyonlar  doğurur.  Bu  karmaşıklığı  görenler,  problemin  çok    büyük  ve  baş edilemez   olduğunu,  dolayısıyla  çözümlerin de  aynı  derecede  zor  ve  karmaşık  olduğunu   zannederler.  Basit  ve kolay  çözümler  önerenleri de  yetersiz  ve  basit  görürler  ve  önem  vermezler.   Onlara  göre  bu  karışık  ve  çok  zor  problemin  yine  çok  karışık  ve  zor  bir  çözümü  olmalıdır.   Halbuki   kaynağına  gidersek    bir çok  problemin  aslında   şaşırtıcı  şekilde  basit  nedenlerden   ortaya  çıktığını  görürüz. 
         Evet,  çok  basit  nedenler   son  derece  karışık ,   zor anlaşılır   ve   kalıcı  sonuçlar doğurabilir. 
Gevşek  bir  cıvata bir uçağı düşürüp  yüzlerce  kişinin  hayatına  mal  olabilir.  Bir tek kibrit  bütün  ormanı  yakabilir. Tek bir  söz  kişiyi  ebediyen  cehennemlik  yapabilir.  Tek bir ayeti anlamak kişinin  dünya  ve  ahiretini  kurtarabilir. 
         Çok karmaşık ve kapsamlı  problemlerin kaynağı  da  zor  ve  anlaşılmaz  olmak  zorunda değildir. Aksine   genellikle basit ve  anlaşılması    kolaydır.   Zor  olan  şey  o  basit  nedene  fırsat  vermemektir. Çünkü bunun için  ilim  ahlâk  ve  akıl  gereklidir.  Düşünce  gereklidir. 
         Atalarımızın,  “deli  kuyuya  bir  taş  atar  on  kişi  çıkaramaz”    hikmeti  ile  anlatılmak  istenen  budur. 
Hayat  karmaşık,  dinamik  ve  çok  boyutludur.   Hataları  besler  ve  büyütür. Kolayca yapılan   basit  bir  hata   genellikle  ileride  telafisi  imkansız   sonuçlara  sebep  olur.    
        Laboratuvardan   kaçırılan  tek  bir  virüs  bütün  insanlığı  tehdit  eder  boyutlarda   bir  salgına  yol  açabilir. 
Dümeni bırakan kaptanın  yaptığı  bu  basit (!)  ihmal  çok  büyük  bir  faciaya  yol  açabilir.   
Yığınakta  yapılan bir  hata  savaşın  sonuna  kadar  devam eder. 
Gömleğin  ilk  düğmesini  yanlış  iliklerseniz  bütün  düğmeler yanlış  iliklenir   ve  gömlek  eğri  durur ve   ne  kadar  çekiştirirseniz çekiştirin  düzelmez. 
Tek bir   hainin  ihaneti  savaşın   kaybedilmesine  neden  olabilir.  
 
    İşte  bütün  bu  sebeplerden,  Alemlerin  Rabbi CC  insanlara  yaptıkları  hata  ve  kötülüklerin   çözümünü  gösterirken  kaynaklarına  işaret  etmektedir.  Bu  yüzden  de   önerilen   çözümler   basit  ve  çok  kolay  anlaşılabilir  çözümlerdir. 
      Örneğin,   yalan  söylemek  insan  için  gelecekte  inanılmaz  derecede  karışık  ve  zor   problemler  doğuran  bir  eylemdir.  Bu  yalan  er  geç  ortaya  çıkar,   kimse  bu  kişiye  güvenmez.  Dostlarını kaybeder.   Doğru  söylediklerine  de  inanmazlar.  onunla  ticaret,  sözleşme  v.s  yapmazlar.  yalan  söyleyerek  zarar  verdiği  insanlar  ona  düşman  olurlar.   Yalan  söyleyen  kişi  önemli  bir  mevkide  ve  yönetici   konumunda  ise,  yüz binlerce  kişiyi  kandırdığı  ve   yanılttığı  için   çok  büyük  bir    zarara  yol açar.   Yalancı   şahitlik  yapan   bir  kişi  adaleti  yanılttığı  için   adalete  olan  güveni  sarsmanın  yanında    hâkimin  yanlış  karar  almasına  ve  davayı  kaybeden  kişinin  mağdur  olmasına    sebep  olur.   Yalan  söyleyen  kişi,  insanların  diğer  doğru  söyleyen  kişilere  olan  güvenine de  zarar  verir.  Onların da  yalan  söylemiş  olabileceklerine   ihtimal  verirler.  Toplumda  güven    duygusu  kaybolur. 
Bu  nedenle,  İslam Peygamberi SAS  “bir  mü’minin  (nefsine ve Şeytana uyarak)  her  günahı  işleyebileceğini  ama asla  yalan  söyleyemeyeceğini”   kuvvetle   vurgulamıştır.  Yalanın  yol  açtığı    bu  kadar  kötülük  ve  zararı  önlemenin  çok  basit  bir   çözümü  vardır.   Yalan söylememek. 
Aynı  şekilde  faizin  yol  açtığı  sayısız   haksızlık  ve  kötülüğü  önlemek  için   yüzlerce  farklı,  karmaşık  ve  çok   muhteşem  bilimsel  (!)   ekonomik  sistemler,  danışmanlar,  yerli  ve  yabancı  uzmanlar  neden  bir  türlü    ekonomiyi  düzeltemezler?  Çünkü  onlar  bataklığı  kurutmakla  değil  sivrisinekleri  avlamakla   uğraşırlar.  Faiz  bataklığını  kurutmanın  çok   basit ve  yüzde yüz  etkili   bir  yolu  vardır.  Faiz  almamak  ve   vermemek.  Kimse    alıp  kullanmazsa  bu  bankalar  kime  faizli  kredi  verecekler?  Aslında  faiz  kullanmanın  ve  bunu  meşru  görmenin  ekonomide yaptığı  tahribat,  gerçek zararın yanında,  o kadar da  önemli  değildir. Asıl  önemli  olan,  gerçek  zarar,  “Allah CC   ve  Resulüne SAS  savaş açmak,”  ve   kaybettiği  dünyanın  karşılığında  ebedi  felaketi  kazanmaktır. 
   Hz. Ali (RA)  nin,  “ ilim  bir  noktadır. Cahiller  onu  çoğaltır.”  hikmetli  sözünü,   “problem  ve  kötülüklerin  kaynağı bir  nokta  kadar  basittir  ama  cahiller  ve   düşüncesizler   onu  göremediklerinden  ortaya  çıkan   yüzlerce  problemle  uğraşmak  zorunda  kalırlar”  şeklinde  de  yorumlamak  mümkündür. 

  “Emanetleri  ehline  veriniz”  çok  basit  ve  kolay  bir   kuraldır.  Bunu  ihmal  eder  ve  emanetleri,  işleri  ehil  olmayanlara  verirsek,  o  iş bilmezlerin  ortaya  çıkaracağı  yüzlerce,  binlerce  problemle  uğraşmak  zorunda  kalmaz mıyız? 

   Yine  örneğin,   bulduğu  bilimsel  bir  yeniliği   hayata  geçirmek  için   başvurduğu  dairede  kendisinden  rüşvet  isteyen  naehil  bir  yetkili  yüzünden  bir  bilim  adamı   ülkeyi  terk   ederse bunun  sorumluluğu,  o  naehil  yetkilide mi,  onu  oraya  getiren  naehil  yöneticide mi,  yoksa  bilim   adamında mıdır?  Bunun  sonucunda  ülkenin  o  teknolojiden  mahrum  kalmasından  kim  sorumludur?  Bu  teknolojiye  sahip  olup  kullanılamadığından  ortaya  çıkan  teknolojik  zafiyet  ve  ekonomik  kayıplardan  kim  sorumludur?  Görüldüğü  gibi  basit  (!)   bir  rüşvet  isteme  olayı  ne  boyutlarda  problemlere  yol  açıyor. Aynı  şekilde  çok  çalışıp  geliştirdiği  yerli  bir  ürünü  satmak  isteyen  sanayicinin  önüne  rüşvet  ve  torpil  engelleri  çıkarırsanız,  o  da  bunları  aşmak  için   örneğin  Yunanistana  gidip  orada  üretim yapar   ve  Ülkede  yapılamayan bu malı  Avrupa  (!)  malı  diye   iki  misli  fiyata  Ülkeye   sokup  satarsa  kim  sorumludur. 

İlim  ve  ahlâk  birdir,  cehalet  ve  ahlâksızlık   binlercedir.  Tarihin  her  döneminde,  ilkel  ve  cahil   toplumlar  çok  tanrılı  putperestler  olmuşlardır.   İslamdan  önce  Kabenin  içi  irili  ufaklı  yüzlerce  put  doluydu.  Bu  gün de  bir çok  modern  toplum  çok sayıda  putlara  tapıyor.   Allaha CC  inanan  ve  resulüne  SAS  uyan kişinin  bir tek  ilahı  vardır.   İnanmayanın  binlerce!  


Mirzahan HIZAL



Bu yazı 467 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI