Bugun...


Prof.Dr.Mirzahan Hızal

facebook-paylas
DÜŞÜNMEK ya da DÜŞÜNMEMEK
Tarih: 03-09-2021 23:41:00 Güncelleme: 03-09-2021 23:41:00


“Düşünüyorum  o  halde  varım”  diyor  filozof. 
Yani,  düşünmüyorsan   yoksun  ya da  varlığınla   yokluğun  arasında  bir  fark  yok  mu  demek  istemiş? 
Gerçekten de   insanı  insan  yapan,  varlığına bir  anlam  veren  şey  düşünmesi,  düşünebilmesidir. 
İnsandan   başka  hiçbir  canlı  düşünmez. Ve  elbette   gerçek ve faydalı  düşünce  eyleme  dönüşen  yani   faydalı  bir işe yarayan düşüncedir.  Yoksa ,  kuru  düşünce,  aynen  düşünmeyen  insan gibi,   ha  vardır   ha yoktur. 
 
Peki  düşünmek  tam  olarak  nedir? 
       İnsanın  çevresini  gözlemleyerek  ve   okuyarak,  duyarak  edindiği  bilgileri  işlemesi,  faydalı ve kullanılabilir  hale  getirmesine  düşünme,    tefekkür  diyoruz. İnsanlar  bu  sayede  bilgi   birikimi,  deneyim, uzmanlık, ustalık,  hikmet,  ilim   ve medeniyet  sahibi olurlar.  Bunları   sonraki  nesillere  aktararak  yeryüzünü  imar  ve  islah  konusunda   daha  başarılı olurlar. Yani  insanların   yeryüzündeki  varlık  sebebi   olan  imar  ve  islah  görevlerini  yerine getirebilmek  için  mutlaka  düşünmeye  ihtiyaçları  vardır.  Tarihte,  az  düşünen  ama çok  savaşan,  düşünce  ve  tefekkür  insanları  yetiştiremeyen  toplumlar,  büyük  devletler   hatta   imparatorluklar  kursalar  bile   medeniyetler  kuramamışlardır.  Aynı  şekilde,   gücü eline geçiren ve  toplumlara  hükmeden  kişiler,  düşünce  konusunda fakir iseler,   gücü  kaybeder etmez,  sahneden  silinir,  isimleri bile hatırlanmaz. 
    
 Nasıl ki  denize  düşen  bir  kişi  suyun  üzerinde  kalmak  ve  boğulmamak  için  bir  takım  hareketler  yapması,  çabalaması  gerekiyorsa,  insanın da  hayatın   gerçekleri  ve  zorlamaları  arasında  hayatta  kalabilmek  ve  insan olarak  varlığını  sürdürebilmek  için  düşünmeye  ihtiyacı  vardır.  Belki de  bu  yüzden  filozof   düşünmeyi  varlık  sebebi  olarak  ifade  etmiş. Düşünmeyi  bırakan  kişi,  hayatın  dalgaları  arasında  yok olup  gider. Ne  kendisine  ne de  başkalarına  bir  fayda  sağlayamadan  ömrünü  geçirir. Onunla  bir  tahta  parçası  arasında  bir  fark  yoktur.  Hatta  tahta  parçası  belki  daha   çok işe yarar. 
 
Düşünen insanlar  düşünmeyenlere hakim olurlar,   onları  yönetir  ve kullanırlar. Düşünmeyen  insanlar  ise  düşünenlere  bağımlı,  güdümlü,   muhtaç  ve  mahkûm  olurlar. 
 
Düşünmek  ve  tefekkür  etmek  bu  kadar  önemli  olmasaydı  Alemlerin  Rabbi CC  kitabının  hemen  her  sayfasında   düşünme,  tefekkür ve  akletmek konusunda  uyarır mıydı? 
Düşünmek  ilme,   aydınlığa,  düşünmemek  cehalete,  karanlığa   götürür. 
Düşünmemek  ilk  bakışta  göründüğü gibi  basit,  pasif  ve zararsız bir   eylemsizlik   hali  değildir.  
Düşünmemek   her türlü   kötülüğe  zemin hazırlar.   Düşünmemek  pasif  saldırıdır. 
 
Öncelikle    İnsanların ihtiyaçları   düşünmelerine bağlı  değildir.   Düşünmeyen,  düşünemeyen insanlar da  diğer insanlar gibi  yemek  içmek,  mal sahibi  olmak  v.s isterler.  Halbuki  düşünmemek,  düşünememek,  düşüncesizlik  insanları  yenilik,  çalışma  ve üretimden  uzaklaştırıp   tembellik,  hazır yiyicilik  ve  başkalarından  istemeye  sevkeder.  Düşünmeyenler üretici değil  tüketici olurlar. Üretmeden tüketmek ise  başkasının hakkını  yemek  olup  sosyal bir  suçtur. 

              İkinci olarak   düşünmeyenler dostu düşmandan,  hayrı şerden  ayırt edemezler. Dostlarını düşman zanneder,  kendilerinden  uzaklaştırırlar,  dostsuz kalırlar.  Düşmanlarına  dostluk gösterirler,    sık sık  aldatılırlar. 

              En önemlisi, düşünmeyen ve tefekkür  etmeyenler, bilgiyi  kullanamaz, ondan faydalanamaz,   bilgili veya bilgisiz  cahil  kalırlar.   Cahilin  okumuşundan  da  okumamışından da  ne  kendisine ne de  başkasına fayda  gelmez,  zarar  gelir. 

              Düşünmeyenler,  düşünenlerin ve düşüncenin  değerini de  bilmediklerinden,  onlara   danışmaz, veya   kendileri  gibi  düşüncesizlere danışırlar,   doğru  yolu  bulamazlar. 
 
Ne  şaşılacak  şeydir ki  bu  kadar  önemli  olmasına  rağmen  insanların  bir  çoğu   düşünmeyi   değil  zannetmeyi ve  taklit  etmeyi  seçerler.  Aslında  bu  belki de  insanoğlunun  en  büyük  sınavıdır. Kolay  ve  çabuk  olan  taklit  ve  kopya  mı?  Zor,  zahmetli  ve  emek  isteyen  düşünme ve çalışma mı?  Hazır,  kolayca ve  hemen ulaşılabilen  bir şeyi   değil de,  emek,  zaman  ve   çaba   gerektiren  bir  şeyi  seçmek  kolay  değildir.  Özgüven,  cesaret,  sabır  ve  yiğitlik ister.  Parası  neyse  verip  hazır  otomobil,  uçak,  transistör, bilgisayar  v.b.  almak   yerine  10  yıllarca  yoğun bir  çalışma  ve  emek harcayarak  üstelik  başarısız  olma  riskini de  göze  alarak  bunları  kendin  yapmak.  Çok  çalışıp  az  yiyerek,  tasarruf  yaparak  sıkıntılara  katlanmak mı? yoksa  yan gelip yatmak,   el  açıp  borç  alarak  keyfine  bakmak mı?    Çalışmak mı?  Dilencilik mi? 
‘Borç  yiğidin kamçısı’  değil,  korkağın  yularıdır. 
 
Ne  yazık ki  bu  borçlanma, başkalarından istemek,  dışarıdan tedarik etmek,  hazır yiyicilik  zihniyeti  hem  topluma  hem de  yönetime   bir  virüs  gibi  yerleşmiş  durumdadır.   Bakıyorsunuz, neredeyse  fakir  diyebileceğiniz  kişiler   en  basit işler  için  gidip  bankadan  kredi  çekiyorlar!  Parasız  nasıl  iş  yapacağız?  diyorlar.   
          İşte   düşüncesizlik;  aldığın kredi  senin  paran mı? O para kimin parası?  Nereden geliyor? Neden  geliyor?  Zaten  bu krediyi alacak kadar  tembel  ve  akılsız olduğun  için  bunu da  batırma ihtimalin yüzde  kaç?  Faizli kredi  aldığın  için  AllahCC  ın  işini  rast  getirmeyeceğini bilmiyor musun?  Nasıl geri  ödeyeceksin?  Ne zaman geri ödeyeceksin?  Kaç   gün  ömrün  kaldı biliyor musun?  Bunları  neden  düşünmüyorsun? 
 
Özellikle  yurtdışından  ve  gayri müslimlerden alınan borç ve  kredileri   ister  istemez   bağımsızlığınızla ödersiniz. 
Öyle ya!  Adam size neden  borç  versin?  Çok  sevdiği  için mi? Efendim bu bir  “kazan  kazan” modeli  imiş. Bilmezler mi ki, 
borç alan hiçbir zaman kazanamaz?  Her zaman kumarhane kazanır!  Borç alan sadece yeni bir efendi kazanır. Borç alan emir alır. Görmezler mi ki,  bu gün  bir  ülkeye borç vermek,   onu   bombalamaktan  cok   daha   kazançlıdır? 
 
Az düşünenler  çok  isterler.  Etraftan   bir şeyler istemek,  ihtiyaçlarını  başkalarından temin etmek istemek düşüncesizlik  eseridir. 
Hz. Ali RA  nın   kendi ayakkabısını kendisinin  tamir ettiğini   biliyor muyuz? 
 İnsan kendi yapabileceği hiçbir şeyi başkasından  istememelidir.  Ülkeler de öyle. 
 “Rasulullah (a.s): “Kim bana insanlardan bir şey istemeyeceğine garanti verirse, ben de ona Cennet’i garanti veririm,” buyurdu   (Ebu Davud, Sevban (r.a)’dan rivayet etmiştir:)  
 
Resulullah,  ashabına  “Allah'ın elçisine biat etmeyecek misiniz?” diye sordu. Onlar da: 
“Ey Allah'ın Resûlü biz sana biat ettik ya!” dediler. Resûlullah biraz sonra aynı soruyu tekrar sorunca, yeniden biat etmek üzere hemen ellerini uzatıverdiler. Efendimiz bu sahâbîlere Allah'a itaat etmek ve namaz kılmak gibi birkaç tavsiyeden sonra “Kimseden bir şey istememek üzere biat etmelerini" istedi. Onlar da Allah’ın elçisine bu şartla biat ettiler ve verdikleri söze öylesine bağlı kaldılar ki, görenlerin anlattığına göre, binitleri üzerindeyken kamçıları yere düşse onu kimseden istemez, yere inip kendileri alırdı. (Müslim, Zekât 108) 
 
Düşünmek,  her şeyi yerli yerinde  ve  iyi  çalışan  elektrikli bir  cihazın  elektriği  gibidir. Düşünmeyi  bırakan  insan  elektriği  kesilmiş  cihaz  gibi  hiçbir  işe  yaramaz. Görünüşte  vardır   ama   gerçekte  yoktur.

Mirzahan HIZAL



Bu yazı 83 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI