Bugun...


Prof.Dr.Mirzahan Hızal

facebook-paylas
İZÂFİ – MUTLAK
Tarih: 13-07-2022 19:56:00 Güncelleme: 13-07-2022 19:56:00


Seneler  önce,  büyük  insan,  rahmetli  İbrahim  Eken  Hoca efendi  bir  sohbetinde, 
 
“ilimler,   ihtimalȋ  ilimler  ve  kat’i  ilimler  olarak  iki  sınıfa  ayrılır,  kul  yapısı  ve  insan  aklının  ürünü  olan  fizik  matematik  v.b  ilimler  insan  aklı  ve  bilgisi  ile  sınırlı  olduklarından   ihtimalȋ,  yani  yanlış  ve  eksik  olma  ihtimali  olan  ilimler,  vahiy  ile  bildirilen,  Kur’an-ı  Kerim   ve  Peygamberin  sünneti  gibi  ilahi  kaynaklı  olan   ilimler  ise   asla  yanlış  ve  eksik  olamayacakları  için   kat’i  ilimlerdir.”     demişti.   o  zaman ki  yetersiz  bilgi  ve  anlayışımızla,  bizler  fizik  matematik  gibi  ilimlerin  son  derece  doğru,  şaşmaz  ve   kesin  olduğu   zannıyla  bu  ifadeyi  yadırgamış  tam  olarak  anlayamamıştık.  Bir şeyi  anlamak  için,  okumanın ,  duymanın,  sürekli  tekrarlamanın  yetmediğini,  görmek, yapmak  ve  yaşamak  gerektiğini  bilmiyorduk.  daha  sonra   ufkumuz  genişledikçe,  olaylar  ve  insanların  etkisiyle  düşünmeye  başlamış,  insanların   geliştirip  ortaya  çıkardığı  her şeyin   eksik,  yanlış,  en  azından  yaklaşık  olduğunu  anlamaya  başlamıştık. Bunun  en çarpıcı  örneğinin demokrasi  rejimi  olduğunu  anlamamız   için   uzun  seneler  gerekmişti.  
 
   Demokrasinin  en  iyi  ve   mükemmel  bir  idare  biçimi  olduğunu,  sürekli  yapılan  telkin  ve  propaganda  ile   taze  beyinlerimize  kazımışlardı.  laikliğin  de  çok  faydalı  ve gerekli  bir  şey   olduğuna aynı yöntemlerle insanları inandırmışlardı.  Tabii  ki   bunları topluma  dayatan,  kibirli,  cahil  ve  muhteris  insanlar  kendi  uydurdukları  sistemlerin  eksik  ve  yanlış  olduğunu  söyleyecek  değillerdi.  Demokrasilerde,    akıl,  ilim ve  ahlâk  bakımından  hiç  de  eşit  olmayan  insanların  eşit  olduğu,    hepsinin  seçme  ve  seçilme  hakkı  olması  gerektiği  saçmalığı  savunulmakla  kalmamış,  milyonlarca  insan  sanki  göklerden  inmişcesine  bunu  kabul etmişlerdi.  Halbuki “ Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akl-ı selîm sahipleri ibret ve öğüt alır.” (ez-Zümer, 9) . Alimle cahil,  akıllı  ile  akılsız,  ahlaklı  ile  ahlaksız  bir  olabilir mi?. İnsanların  derece  ve  itibarları,  Allah CC  indindeki  derece  ve  itibarlarıdır.   İyi  ile  kötüyü  ayırt edemeyen cahil  ve  ahlâken  yetersiz  insanlara  seçme ve seçilme hakkı  verilmesi  ilme,  adalete  ve  ahlaka  aykırı  iken,  böyle insanların  reyiyle   kendilerine  benzeyen  yöneticilerin  işbaşına  gelmesi, ister istemez   ülkeyi,  yanlış,  yetersiz,  eksik  ve  yaklaşık   kriterlere  göre  idare  etmeleri  sonucunu  doğurmaz mı?    Bu  mudur  mükemmel  sistem?  Ne  şaşılacak  bir  şeydir  ki,  böyle  insanların  yönetiminde  her şey  kötüye  giderken,  toplum  ahlaken  çökerken,  “ Biz  kendi  kendimizi  yönetiyoruz. Bundan  daha  iyi  bir  sistem  olabilir mi?”  diye  kendilerini  kandırırlar.  İnsanlar  arasındaki  eşitlik  sadece  temel  insan  hakları  ve   fırsat  eşitliğidir. 
 
     İnsanların  kendi    eksik,  hatalı,  yetersiz  hatta  bazen  kötü niyetli   kriter  ve   yaklaşımlarıyla  oluşturulan  her   sistem    ihtimalȋ  ve  izafidir.  Sistem,  kendilerine  göre  iyi  ve  başarılıdır.  Başkalarına göre  değildir.  Gerçekte  ise    ihtimalȋdir,  eksik   ve  hatalı olma  ihtimali  vardır,  hem de  oldukça  yüksek  bir  oranda. İzafidir,  çünkü    beşeri  kriter  ve  kişilere  ve  onların  eksik  ve  hatalı  bilgilerine  göre  değerlendirilir  ve  uygulanır.  Özellikle,   kültür  travmasına uğramış   orta  doğu  ülkelerinde dışarıdan  ithal  edilen   veya  darbe  yoluyla  zorla  yerleştirilen   demokratik  rejimler  tam  birer  ucubedir.   Bu  rejimlerde   herkes  eşittir (!)  ama  elitler,  beyazlar,  zenginler  ve  güç  sahipleri  daha  eşittir.  Halkın  reyiyle  seçilerek  geldik  diye,  kendilerini  halktan üstün   gören,  halka  eziyet,  baskı  ve  zulüm  uygulamaya  kendilerinde  hak  gören,  demokrasiyi  halkı  sömürmek  ve  soymak  için  bir  araç  haline  getiren  yöneticiler  sık  sık  görülür.  Seçimlere  hile  karıştırılır,  yüklü  paralar  akıtılır,  yalan  propogandalar  yapılır,  seçmenler,  hatta  milletvekilleri  satın  alınır,  transfer  edilir.  Orta  okullarda  da  çocuklara  demokrasi  halkın  kendi  kendini  idare  etmesidir  diye  yaldızlı  yalanlar  söylenir. Daha sonra  halk  yapılanlara  itiraz  edince,  “ biz  seçimle  geldik  istediğimizi  yaparız “  derler. 
       Böyle  rejimlerde,  politika,  halka  yalan  söylemek ve onu  kandırmak  sanatı  olarak  gelişmiştir. Bugün  söylediğinin  bir  hafta  sonra  tersini  söyleyebilir.  “ Dün  dündür  bugün  bugündür.”  denir. Geçen sene  söylemediğini  bırakmadığı,  en  ağır  hakaretler  yaptığı  muarızıyla  bu  sene  ittifak  yapıp,  onu  göklere  çıkarabilir. Yolsuzluk  ve  beceriksizlikler,  partimiz  zarar  görmesin  diye  örtbas edilir.  Bilim  adamları tarafından bile  “İktidara  zarar  vermesin  diye  gerçeklerin  üstü  örtülebilir.” fetvaları  verilir.  Bu  ilkesizlik  ve  omurgasızlık,   halka,  ülkenin  yüksek  menfaatları  icabı  diye  siyaset  bilimi  makyaj  ve  ambalajıyla   yutturulur.  Yiğit  bir  devlet  adamının  ifadesiyle;  “ üç  günlük  dünyada,  makam  ve  çıkar  uğruna   fırıldaklık  yapılır”.  Halk  cahil  olduğu  için  bunları  kolayca  yutar.   Kısacası  demokrasi,  cahil  halkı  aldatan  uyanık  ve  fırsatçıların  rejimidir.  İslamda   ise amaçlar  araçları  meşru  kılmaz. halkın  cahil  olması iktidar  sahiplerinin  hatalarına  ve  günahlarına  mazeret  olmaz.  İyi  kötü  ortalaması  alınmaz,  bu  izafi  değerlendirmedir. Her  iyilik  ve  kötülük  kendi  başına  müstakilen ve mutlak  kriterlere  göre  değerlendirilir  ve  hesabı  sorulur. 
 
       İzafi ( göreceli)   bakış  açısı  sosyal   ve  idari  konularda,  bireylerin  kendi  izafi   bakış  açılarının  yansımasından  başka  bir şey  değildir.    Bireysel  izafi  bakış  açısı  tam  olarak   nedir? 
Kişinin  sahip  olduğu   izafi  ve  mutlak  olmayan  değer  ölçülerine   dayanarak  değerlendirmeler  yapması  ve  hükümler  vermesidir.  Şu  ifadeleri  sıkça  duyarız; 
“bana  göre,  sana  göre,  bize  göre,  bizim  cemaatımıza,   partimize,  liderimize  önderimize,  ulu  önderimize  göre,  Avrupa  kriterlerine  göre,  falanca  sözleşmeye  göre, anayasaya göre,  yasalara  göre, çoğunluğa göre  v.s.”    “herkes  böyle   söylüyor,  böyle  yapıyor.” 
“bizi  eleştiriyorsunuz  ama,  ötekilerin  yaptıklarını  hiç  görmüyorsunuz.” 
“onlar  eskiden  ne  kötülükler  yaptılar  neler.” “ onlara  göre  biz  çok  daha  iyiyiz.” 
“bizi  desteklemezseniz,  onlar  gelir  sonra  pişman  olursunuz.” 
Dikkat  edilirse   bu  ve  benzeri  değerlendirmeler  hep  ötekilere,  onlara,  eskilere  göre  yapılmakta 
ve  onların  hataları  ve  kötülükleri  bugün  yapılan  hatalara  adeta  mazeret  olarak  gösterilmektedir. 
Neredeyse,    “ biz  hatalıyız,  yanlış  işler  yapıyoruz  ama  başkaları, ötekiler  ve  eskiler  bizden  daha  kötü idiler.“  gibi  ne  bilimsel  ne de  ahlaki  olmayan  bir  durumun  itirafı  vardır. 
 
Gerçekte  ise,   başkaları,  ötekiler  ve  eskilerin  hata  ve  kusurları  bizi  ilgilendirmiyor.   Bizi  sizin  hatalarınız  ilgilendiriyor.  Şu  anda  başkaları,  ötekiler  ve  eskiler  değil  sizler  yönetimdesiniz  ve  mevcut  durumdan  sizler  sorumlusunuz.  Siz  hesabınızı  önce  Allaha CC  verin.  Onun  mutlak  kriterleriyle  yargılayın. 
 
   Doğru,  makbul,  ahlaki  ve  adil  olan  değerlendirmeler  bu  tür   izafi  kavramlara  göre   değil,  tarafsız  ve  mutlak  değerlere  göre  yapılmalıdır.  İnsanlar  için,  sosyal  veya  bireysel,  Allah CC ın  bildirdiklerinden  başka   tarafsız  ve  mutlak  değerler  var mıdır?  .”hiç Yaratan yarattığını bilmez olur mu ? İlmi her şeyin bütün inceliklerine kadar nüfûz eden ve her şeyden hakkiyle haberdar olan yalnız O’dur.”(Mülk14)  Allahın CC  bildirdiklerinden  başka  her türlü  değer  ve  kriter  batıl  değil midir?  Bu  nedenle,  Alemlerin Rabbi,   yeryüzünde “ kendi  indirdikleriyle  hükmedilmesini  emretmiş,  (bunları  red  ve inkar  ederek)  böyle  yapmayanları kafirlerin  ta  kendileri” (maide 44)  olarak  nitelemiş   değil midir? Bu  sorunun  bilimsel  bir  cevabı  verilmeden  hiç  bir  konunun  çözülmesi  mümkün  değildir. Gayrı Müslimlerin,   ehli  küfrün   ve  yolunu  kaybetmişlerin,   demokrasi ,  laiklik  v.b  sistemleri  beğenmesi  ve  benimsemesi  yadırganacak bir  şey  değildir.   Karanlıklar  içinde  olanlar  ne  bulurlarsa  ona  sarılırlar.  Neden  yeryüzündeki  bütün  batıl,  inkarcı  ve  izafi 
sistemler  öncelikle  ve  özellikle  İslam  düşmanıdırlar? 
 
İzafi  ve  mutlak  bakış  açılarına  biraz  daha  güncel  örnekler  verelim;  
 
İzafi : “Faizli Kredi  alıyoruz  çünkü  bunu   devlet   ve  onun  güvencesinde olan  bankalar veriyor.” 
( Yani  biz  devlete  ve  yönetime   göre   hareket  ederiz. O  ne  derse  öyle  yaparız,  sorgulamayız.  Bizim  rabbimiz  devlet  ve  yöneticilerdir.) 
 
Mutlak:  “ Kredi  almaz  ve  kullanmayız,  çünkü  Allah CC  faizi  yasaklamıştır. “O  her şeyi  bilen  ve  görendir.”  Asla  hata  yapmaz. insanların  faydasına  olan  hiçbir  şeyi  yasaklamaz. “Ve o elçi ki, onlara yapılması doğru olanı buyurup, yanlış olanı yasaklayacak, yine onlara temiz ve hoş şeyleri helal, kötü ve çirkin şeyleri haram kılacak,”(Araf 157).  Biz  Allah CC  ve  Resulüne SAS  güvenir,  onlara  göre  hareket  ederiz.  Bizim  rabbimiz Allah CC  önderimiz de  onun  Resuludür.) 
 
İzafi:  “biz  haklıyız  çünkü  kurallara,  yasalara  göre  durum  böyle.” (Yasaları  biz  yaptığımız,  kuralları  da  biz  koyduğumuz  için  elbette ki  kendi  kendimizi  haklı  çıkaracağız.  ne  bekliyorsunuz ki?) 
Mutlak:  Tarafsızlık,  hak  ve  adalet  odur ki, kendi  kendini  de yargılayıp  haksız  çıkarabilesin.  (Bu,    izafi,  kendi  koyduğu  kurallara  göre   hareket  eden  cahil insanlarda  değil,  ilahi  ve mutlak  kurallara  göre  hareket  eden,  şeriata  göre   yahudi  kasapla  kadının  huzurunda  yargılanıp  davayı  kaybeden,  ve  elinin  kesilmesine  hükmedilmesine    razı  olan  Fatih  Sultan  Mehmed’in    ahlakında   görülebilir. 
“Önce  sırtındaki  gömleğin  hesabını  ver. Yoksa  seni  dinlemeyiz,  sana  itaat  da  etmeyiz.”  diyen 
sahabeye  teşekkür  eden  ve  böyle  arkadaşları  olduğu  için  Allaha CC  şükreden  Hz. Ömer  RA  ın  yüce  ahlakında  görülebilir.) 
 
İzafi: “ Bu  düzenlemeleri  ve  uygulamaları  yapıyoruz. Çünkü  Avrupa  devletleriyle  iyi  geçinmemiz  lazım,  onlara  göre   hareket  etmemiz  lazım. (Yoksa  bizi  dışlarlar,  bize  yardım  etmezler.”  Yani  İslama  göre  ahlaksızlık,  haram  ve  zulüm  olan  bu  işleri  Avrupalıların,  Amerika nın,  hatta Çin in  hoşuna  gitsin  diye  yapıyoruz.  Buna  uluslar arası  politika  denir.  Ayrıca  biz  bağımsız  ve  özgür  bir  ülkeyiz.) 
Mutlak:  “ Bizim  için  her şeyden   önemli  ve  tek  geçerli  kural  Allahın CC  indirdiği  mutlak  hakikatların  uygulanması,  hayata  hakim  kılınmasıdır. ( Bunu  yaparken  Avrupalılardan  veya  başka  bir  ehli  küfür  devletten  korkmuyoruz.  Biz  Allah CC  tan  başka  hiç  kimseden  korkmayız. O  bize  yeter. “O  ne  güzel  bir  vekildir. Ne  güzel  bir  dost  ve  ne  güzel   bir  yardımcıdır.”  “İnsanlar  ‘düşmanlarınız size karşı ordu topladı, saygı duyarak  onlardan    korkun’  dediklerinde, bu onların imanlarını artırdı.   ‘Allah bize yeter, o ne güzel hâmi, ne güzel güvencedir’  dediler.”(Al-i İmran 173).    Allahtan  CC  korkmayanlar,  ondan  başka  her şeyden  korkarlar.  Allah CC  kendisinden  başka  şeylerden  korkanları  o  korktukları  şeylerle  cezalandırır. 
 
   İlim,  hikmet,  iman  ve  ahlak  sahibi  insanlar,  olayları,   zamana,  zemine  ve  kişiden  kişiye  değişen,  izafi,  güvenilmez,  kaypak, konjektürel   kavramlarla   değerlendirip  hüküm  vermezler.  Bunu  cahiller  yapar. ilim  ve  akıl  sahipleri,   sağlam,  asla  yanılmaz,  değişmez,  mutlak  hakikatlere  dayanır,  onlara  göre hüküm  verirler.  Kendi  yaptıklarının  hesabını  vermeleri  gerekirse  yaptıklarının  ve  söylediklerinin  arkasında  durur,  mutlak  kriterlere  göre  mertçe  ve  yiğitçe  hesap  verirler. Allahı CC  ve onun  indirdiklerini  gündemlerinden çıkaranlar ise  izafi  bakış  açısı  çukuruna  düştüklerinden “Evet  ama  Amerikalılar da  Kızılderilileri  öldürmüştü.” derler.



Bu yazı 510 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI