Bugun...


Prof.Dr.Mirzahan Hızal

facebook-paylas
PARANOYA
Tarih: 06-10-2021 13:16:00 Güncelleme: 06-10-2021 13:16:00


Son  birkaç yüz yıldır  müslüman toplumlar  kısmen  batılı   emperyalist  devletlerin  baskıları, ancak daha çok kendi  dünyaperestlikleri, ataletleri ve  İslamın  itici  gücünü  kaybetmeleri  sonucu  kendilerini  yenileyememiş,   gelişen  sosyal, teknolojik  ve  ekonomik  yapıya  ayak  uyduramamış,  taklitçi ve edilgen bir  yol izlemiş,  tam  anlamıyla  çağın  gerisinde  kalmışlardır.  Matbaayı,  rasathaneyi,  havacılığı, matematiği  vb.  yasaklamak  ne demektir?  Halen  bir  çok  yeni  şeyi  kabul  edememeleri,  kendi  dinlerinde  emredildiği  halde  tefekkürü terk etmeleri,  akılcılığı  ve   akıllı  olmayı  reddetmeleri,  bir çok  güncel  konuya   500 – 1000  sene  öncesinden  nakiller ve   açıklamalar  getirmeye   çalışmaları  bunun  en  açık  ve  kesin  göstergesidir. Örneğin  “zaruretler haramları  meşru  kılar”   kuralını   bugüne  uygularken,  kişinin kendine ait bir evi olmadığı  için  bu zaruretten (!)  dolayı  faizli  ev  kredisi  kullanabilir   fetvasını  verebilmekte,  faizci rejime  hoş  görünmek  riyakar  kaygısının  yanında, güya konuya bilimsel  yaklaşıyor gibi görünüp aslında ise  İslam düşmanlarının  ekmeğine  yağ sürecek  bir  faizi  meşrulaştırma,  bir  haramı    helal  kılma   ihanetini de  irtikap  etmektedirler. 
Müslümanlar  öncelikle   kendi   alimlerinin  ihanetine  uğramışlardır.  Düşmanların yapamadığı  tahribatı onlar  içerden  yapmışlardır.   İlmiyle amil olmayan ve  Allahın CC değil,  emirlerin emrine giren  sözde   müslüman  bir  alim   binlerce  düşmanın   yapamayacağı   zararı  vermektedir.  Bunlara  göre  “Allah CC ın indirdikleriyle  hükmeyenler  kafir”  değil  sadece  fasık  oluyorlarmış.  Yani  o  kadar da  endişe  edecek  bir  şey  değilmiş(!). Kitabımızda  bu  gibilerin  en  şiddetli azaba uğrayacakları  açıkça  ifade  edilmiştir. 

Bu tür  ihanet  ve  yıkımların sonucu   olarak   Müslümanlar   bugün Allah CC ile yaptıkları   sözleşmeyi unutmuş, İslami  şuur  ve  cihad  iddialarını   kaybetmiş,  geleneksel   ritüellerle  sınırlı  birer  aşure   ve  kandil  Müslümanı   haline  gelmişlerdir.  Biraz kendilerini Müslüman hissedenler ise,    Müslüman  bir  toplum  olarak  neler  yapmaları  düşüncesi içinde   değil,  sürekli  ve   iflah  olmaz  bir   şekilde   batılıların   neler  yaptığı,  ne  gibi  yeni  hain planlar  ve  komplolar  peşinde  oldukları,  gece  gündüz  Müslümanlara  zarar  vermek  için nasıl  çalıştıkları,  darbeler,   ekonomik   saldırılar,  doğal kaynaklarımızı   sömürme,  kültür  emperyalizmi,  beyin  göçü,    GDO lu  gıdalar,   zeka  geriliği  yapan  tohumlar,  mamalar,  süt  tozları,   çipli  aşılara  varana  kadar  inanılmaz  bir  paranoya  içindedirler.  Kendi  tembellikleri,  verimsizlik  ve  yolsuzlukları,   israf  ve     ürettiklerinden  çok  tüketmeleri  sonucu  ortaya  çıkan  bir  ekonomik  krizi,   alçak   batılı  şer  odaklarının  döviz ve   kur  manipülasyonuna  bağlamak  ne derece  akıl  ve  mantıkla  bağdaştırılabilir.  “ Senin  paranın değeri  neden  gavur   parasının  onda  biri?  Onlar mı  paralarını yükseltiyor  yoksa  senin  paran mı   sürekli  düşüyor?” 
Tembel  öğrencilerin  kaçınılmaz olarak  notları  düşük  olur. 

 

  Eğitim  sistemini  100  yıldır  ihmal et,  her türlü  ahlak  dışı,  gayrı milli ve gayrı meşru     etkilere  hatta  sabotajlara  izin  ver,  sonra  da  gençler  kendi  milli  kültürlerinden  uzaklaştılar,  ateist  oluyorlar  falan  diye  şikayet  et.  Üniversitelerini   düşünmeyi  ve  uygulamayı  değil,  ezberlemeyi, nakletmeyi  ve  konuşmayı   amaç  edinen,  ilim,  araştırma ve  geliştirme   fukarası  içi  boş  kurumlar  haline  getir.  Dahası,  yetersiz  ve  ehliyetsiz  kişileri  hoca,  dekan,  rektör  yap,   sonra  mezunlar,   iş  kuran  ve iş  yapan, istihdam  sağlayan  değil   torpille  iş  arayan  ve  bulamayan  zavallılar  diye hayıflan.   Medyanı   hiç bir  şekilde  denetleme   hatta  vatan  haini   dönme   ve  masonik   unsurlara  bırak,  aile  yapına  ve  inançlarına   tamamen  ters  yayınlar,  programlar  yapsınlar,  sonra da  köylerde  bile   inanılmaz   ahlaksızlıklar  oluyor,  toplum  çok  bozuldu,  bundan  daha  iyi  bir  idareye  layık  değil  de.   Faizsiz  bir  ekonomik  model geliştirme  ve  uygulama,  aksine  faizi  daha  da  yaygın  hale  getir,  kurumsallaştır,   faizle  krediler  al   yollar,  köprüler  v.b  yaptır,   sonra da  enflasyondan,  ekonomik   makro  göstergelerden  bahset  ve  faizi kaldıracağına faiz oranlarını yukarıya kaldır.  Enflasyonun faizin nedeni  değil,  faizin enflasyonun çaresi  olduğunu zannet. İlime,  bilime,   araştırma  geliştirme  ve  üretime  önem  ve  öncelik  verme,  en  önemli  ve  stratejik  malzeme  ve  teknolojileri  ithal  et,  ülkeyi  feci  şekilde  dışa  bağımlı bir pazar haline  getir.  Yerli  sanayini  montaj  sanayiinden  öteye  asla  götürme,  ne  kadar  çok  montaj  ve  ihracat  yapılırsa,  yabancılara  o  kadar  çok  para  kazandırır durumda tut.  Bu  örnekler  daha  çok  arttırılabilir.   Evin  kapısını    açık  bırakan  kişi  evi  soyulduğu  zaman şikayet  etmeye  hakkı  olabilir mi? 

 
Herşeyden  önemli  ve  vahim  olanı  ise,  bu  işleri  yapan   müslüman  görünümlü insanları,   ehveni  şer  diye  veya  ileride  düzelecekler  diye   veya  bunların  hikmeti  ileride  anlaşılacaktır  diye   veya  şimdi   köprüdeyiz,  beka  sorunumuz  var  diye   eleştirmemek,  uyarmamak  hatta  desteklemek,   haksızlıklar  karşısında  dilsiz  şeytan  rolünü  üstlenmektir.  Allahın CC emirlerini hiçe sayarak  ve  ahlaksızlıklara  göz yumarak  herhangi bir şey  kazanacaklarını zannedenler  her şeyi  kaybetmişlerdir.  Allah CC  kötülük  ve  ahlaksızlıkların  yaygınlaştığı  bir  toplumu   toptan  cezalandırır. Hem  kötüleri  hem  iyileri.  Kötüleri   kötü  olduklarından,  iyileri  kötülüğe  razı  olduklarından.    Kötülüğe  itiraz etmeyenler  kötülüğe  ortak  olurlar. 

 
Açıkça görülüyor ki,   içinde bulunduğumuz    bütün  olumsuzlukların  sebebi  aslında  Müslümanların   kendileridir.  Ancak  cehaletin  ilk ve   en  önemli    alameti  kusur  ve  hatasını  kabul  etmemek  olduğundan,  cahil insanlar   bu  durumun  sorumlusu  olarak   başkalarını   yani    yabancıları   görmek   ve  göstermek   kolaycılığına   ve  ucuzluğuna   kaçarlar.   Zamanında   dış  güçlerin  ve  içimize  soktukları  ajanların  bir çok  ihanet  ve  tahribat  yaptıkları  doğrudur.  Ama  aradan  geçen  bunca  zamandan   sonra   hala  bütün olumsuzluk  ve  başarısızlıkların  sorumlusu  olarak   onları  göstermek   kabul  edilemez.  “sen üzerine düşen   görev  ve  sorumlulukları  yerine  getirdin mi?  getiriyor musun ki  başkalarını  bu  konuda  sorgulamaya  kalkıyorsun?” 

 

Senin  transistör,  çip,  çipli araçlar,   çipsiz  aşılar,  GDO suz  gıdalar,  yerli  sanayi  malzemeleri  üretmeni,   yüksek  ahlak  seviyesinde  insanlar,  rüşvet ve komisyon  almayan memurlar,  kamu  hizmeti  yaparken  zenginleşmeyen  yöneticiler,    halkın  içinde  aç  yatanlar  varken  kendileri  tok  uyumayan  mütevazi  idareciler,    faiz  yemeyen    Müslümanlar  yetiştirmeni  dış  güçler  mi  engelliyor? Bunların  sorumlusu 60 -70 yıl önceki  yöneticiler mi? 100  sene  önce  yapılan  devrimler mi? 

 
 Bir insanın kendi  kusurundan ötürü başkalarını suçlaması  bir çok  yönden katmerli  bir  cehalet  ve cürümdür.  Öncelikle  o  kusurla alakası olmayan  insanları  suçlayarak  onlara  iftira etmektedir.   Sonra,  kendisinde kusur  olmadığını,  kendisinin  kusursuz  olduğunu  ifade ederek  çok  vahim  bir  kibir örneği  göstermektedir.      Daha sonra,  kusurlarını   görüp  kabul  etmediği için   bunları  düzeltme ve telafi  etme  şansını da  kaybetmektedir. 

 
 Uzun  zaman   esarette  yaşayan  insanlarda ve toplumlarda  kalıcı manevi travmalar  oluşur.  Bunlar  esirliğe   alışırlar  ve   artık  içinde  bulundukları  duruma,  hatta  haksızlıklara  tepki  veremez  olurlar.  Adeta   yıllarca  hapiste  kalan  ve sürekli  maddi  ve  manevi  baskılar,  kısıtlamalar  altında  yaşayan bir  adama  nihayet    “artık  cezanı  tamamladın  serbestsin  gidebilirsin “  denildiği  halde  gitmek  istememesi  ve  iyice  alıştığı  hapishane  hayatına    devam  etmek istemesi  gibi  marazi  bir  durum  söz  konusudur.   

      Müslümanların  ellerindeki  ve  ayaklarındaki  zincirler  çözülmüş  ama   beyinlerindekiler  bir  türlü  çözülmemiştir.  En  kötü  esir,  esir  olduğunu  bilmeyen  esirdir.  Kendisini  serbest  zanneder  ama    aynen  bir  esir  gibi  efendilerinin  istediklerini   yerine  getirir.  Üstelik  bunu  kendi  özgür  iradesiyle  yaptığına  inandırılmıştır.  

  
Bu  durumun  çaresi  hiç  şüphesiz  her şeyi yoktan var eden  Alemlerin  Rabbi CC  nin  indirdiği  hükümlere  samimiyetle uymaktan  geçer.  Alemlerde  küreden zerreye her şey  O nun  hükmüne   uyarken  insanoğlu   elbette bundan  muaf olamaz.   İslam,  beyinlerdeki   cehalet   zincirlerini  çözmek   ve  insanları  gerçekten  özgür  kılmak,  yaratıcıdan  başkalarına  kulluk  etmekten  kurtarmak  için   gelmiştir.   İslamın,   tarihte  ve  günümüzde  mevcut   siyasi   sistem  ve   hakim  güçlerle  en  büyük    mücadelesi  budur  ve  hep  öyle  olacaktır.   Sadece  Allah  CC  a  kulluk  etmek  ve  sadece  ona  kul  olanlara  itaat  etmek.  Firavun, Kral,  Şah,  Padişah,  meclis,  parti,  patron,  bakan,  başkan  vs.  değil  hakimiyet  kayıtsız  şartsız  sadece  Allahındır  CC.  Yeryüzündeki  bütün  batıl  zulüm  sistemlerinin  İslam’a  düşman  olmaları  boşuna değildir. 

 
    Allah CC kendisine kul  olanları   cehalet  karanlığından  kurtarır.  Onların  gözleri  açılır,   önce  kendi  kusur  ve  hatalarını  görmeye  başlarlar.  böylece  Allah  CC  onlara   hata  ve  kusurları  düzeltme   imkan  ve  fırsatı  verir.  Kendi  kusurlarının  sebebini  başkalarında  aramazlar. 


Mirzahan HIZAL 



Bu yazı 28 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI