Bugun...


Prof. Dr. Namık Kemal Okumuş nkemalokumus32@gmail.com

facebook-paylas
İyi Şeyler de Oluyor Hayatta
Tarih: 16-05-2022 16:58:00 Güncelleme: 16-05-2022 16:58:00



İnsanın misak ve fıtrat değerleri üzerinden hakikati bulacağı bilinmelidir. Bu konuda kadın erkek farklı değildir. İslam ya da Osmanlı medeniyetinin bazı şartlar gereği devre dışı kalması üzerinde düşünen beyinler, kurulacak devletlerin benzer hataları yapmamaları gerektiğini anlayabilmelidir. İnsanın ve dahi Müslümanın öyküsünü yakından takip etmek zaruridir.
 Gelinen bu noktada karakter tahliline önem veren Necip Fazıl’ın dediği gibidir: “İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkmak lazımdır.” Müslüman milletlerin kendi çapında iş yapmalarına engel olan şey, onların büyük kısmının zihnen sömürgeye müsait olmasıdır. Bu konuda en önde giden ülke de İngiltere’dir. Bize konuşanların bir parrhessiastes/parhessia yani hakikat anlatıcısı olmadıklarını bilmek işimizi hayli kolaylaştıracaktır. Zira medeniyet yolunda azim ve kararlı duruş sergileyen bizler Sezai Karakoç’un dediği gibi: “Bizler, koşu bittikten sonra da kaşan atlarız.” Müslüman dünyanın ve dahi Müslümanların bu tespitle orantılı bir kalkınma hatta ilerleme sürecine dâhil olmaları beklenmektedir. 


Görünür uzaklıkta bu beklentiye dair belirtiler olmasa da Müslümanın asıl duruşu her daim ümitvar olmasında saklıdır diyebiliriz. Her ne kadar “Çıkmayan candan ümit kesilmez” misali yaklaşık altmış Müslüman ülkenin de elbet bir gün bu şuurda iş yapacakları ümidiyle beklenti içinde olmamız bizlere yaraşır bir duruştur diyebiliriz.


Herkes kişisel anlamda kendi şirkinden ve dahi toplumsal olarak da kendi toplumunun şirkinden sorumludur. Bu yüzden Yûsuf Suresi, 106’da beşer ve toplum nezdinde şirkin karaktere dönüşmüş kişisel kriterinden bahsedilmektedir. Galiba şu sözün ifade ettiği gerçeklik her dem etrafımızda yaşanmaktadır: “Kötü haberlerin kanatları vardır, iyi haberlerin ise ayakları bile yoktur.”


Oysaki bahsedilen durum, Arnold Closow’un tespitindeki gibidir: “Her şeyin anahtarı sabırdır. Civcivi yumurtaları kuluçkaya yatırarak elde ederiz, kırarak değil.” Sözün bu yamacında Sünbülzade Vehbi Efendi’ye sözü verme zamanıdır: “Yok iken tilki gibi hile-güzar/Yine postu soyulur âhir-kâr.” Yani tilki gibi hilebaz yokken sonunda yine postu soyulur. İnsanlığın kavgayı değil barışı temin etmesi adına hemen her dünyada barışçıl bir yaklaşım sergilemesinin yanında bazı riskleri de göze alması gereklidir. 


Bu hassasiyeti gösteremeyen liderlerin barış değil kavgayı meşrulaştırdıkları bir politikayı izlemeleri mümkündür. O yüzden de kurnazlıkla değil ahlâk ve erdemle yol alan bir insan ve dahi toplumun var edilmesi elzemdir diyebiliriz.
Bizlerin dünya üzerinde barış ve huzur içinde yaşaması için yine insanlara düşen pek çok sorumluluk alanları bulunmaktadır. Zira insan, kendisinden başka hiçbir varlıktan bu denli zarar görmemektedir. Onun güvenliği için yine insanın eğitilmesi elzemdir. Esasında din denilen olgu, bütünüyle bu amaç için var olmakla birlikte dünyayı yaşanılası bir ortama çevirmeyi de hedeflemiş gibidir.


Bilindiği kadarıyla insanın huzur bulduğu ilk ocak aile yuvasıdır. Onun için dinlerin bu ocağın huzur kaynağı olması için pek çok katkısı bulunmaktadır. Tıpkı bunun gibi hayatı anlamlandıran beşerin de aynı konuda sıklıkla gündeme getirdiği tespitleri bulunmaktadır. Onlardan biri olan Tolstoy’un bazı romanlarında dile getirdiği gibi: “Bütün mutlu aileler birbirine benzer. Her mutsuz ailenin ise kendisine özgü bir mutsuzluğu vardır.” İnsan aklını ve dahi iradesini merkeze alarak dünya huzursuzluğunu sil baştan değiştirebilir. 


Bu değişimin insanın neyi ne zaman yapacak olmasında saklıdır diyebiliriz. Konunun bu veçhesinde sözü Dede Korkut’a bırakma zamanıdır: “İki şey aklın hafifliğine delalet eder; söylenecek yere susmak, susulacak yerde söylemek.” Hayatın kendisi bazı sürprizlerle dolu olsa da asıl olanın düzgün giden normallikler olduğu unutulmamalıdır. Aklı başında olan insanın bu normallikleri etrafına yayması ise dünya huzurunun teminatı gibidir.


Herkesin bir Tanrı anlayışı ve yine herkesin de bir Tanrısızlık yaklaşımı bulunmaktadır. Tuhaf bir yaklaşımla, insanlığın genelinin kabul ettiği Tanrı inancı konusunda şöyle bir tespit yapan Rıza Tevfik’e göre: “Ateizm, Tanrı’yı inkâr etmek değil, avamın inançlarını paylaşmamaktır.” Lenin’e göre ise: “din, aşağı cinsten berbat bir votkadır.” Karl Marks’a göre ise: “Din, ezeli bir afyondur.” Bunun karşısında duran Dostoyevski’ye göre ise: “Tanrı yoksa her şey mubahtır.” Galiba insanın serüveni Farabî’nin şu sözünde aşikâr edilmiştir: “İyi bir insan öldüğünde ona ağlamayın. Asıl onu kaybeden topluma ağlayın.” 


Dünya üzerindeki Müslüman nüfusun ve dahi inanan diğer milletlerin sağlıklı bir Tanrı algısının olması demek, onları izleyen diğer milletlerin de bu kazanıma ortak olması demektir. İnsan her an yeni bir şeyler öğrenme peşinde olmalıdır. İnsanların hayal güçlerine bakılırsa yeni bir din ve dahi dinsellik ürettikleri apaçık ortadadır. Kaldı ki onlar bu işten asla ve kata muzdarip da değillerdir. 


Müslüman toplulukların gerek ekonomik ve gerekse de sosyal ve askeri alanda etkin bir güç olmadan başkaları tarafından örnek alınmaları mümkün görünmemektedir. Bu işin takdir ve kaderle açıklanacak bir yanının olmaması ise, yapılacak olan işin besbelli olduğunu haber vermektedir.



Bu yazı 454 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI