Bugun...


Zinnur Şimşek

facebook-paylas
TARİH BİLİNCİ
Tarih: 16-04-2021 18:06:00 Güncelleme: 16-04-2021 18:06:00


İnsanı ve toplumları yaşatan iki muharrik kuvvet vardır. Birincisi, hafıza, ikincisi, hayal.
Hafızamızla geçmişi hatırlarız; hayalimizle, istikbali kurarız. 
Tarih, bir milletin hafızasıdır. Bu hafızada iyi şeyler olduğu gibi, kötü şeyler de vardır. Tarihte hep iyi şeyler görmekle, hep kötü şeyler görmek arasında bir fark yoktur. Tarih bir deniz dibine benzer. Orda parlak taşlar, yutan balıklar, kapanan sedefler, inciler ve cüruflar da vardır.
Tarihe objektif bakmak, ordaki gerçekleri ortaya çıkarmaktır. Diğer bir bakış açısı ise, tarihteki olayların yaşatılması, gerçeklerin olduğu gibi görülmesine engel olacak hissi bir duvar meydana getirir. Tarihi olayları aynen yaşatmaya gayret edenler, aslında geçmişin ölmesine de sebep olurlar.
Her milletin kendine göre bir altın çağı vardır. Sıkıntılar, buhranlar baş gösterince insanlar, tarihte bağladiklarına  inandıkları o altın çağa dönme arzusu taşırlar.
Müslümanlar, için altın çağ; Asr-ı Saadettir. Her müminin  gönlünde, Asr-ı Saadete dönme arzusu vardır.
İnkılâpçılar, geçmiş yerine, gelecek adına  bir ütopya peşindeydiler.
Bütün felsefeler, dinler ve insanlar, zihinlerinde mutlaka bir ütopya taşırlar. Dindarların zihnindeki ütopya,  (Asr-ı Saadet) Medine-i Fazıladır. Eflatun'un ütopyası, çağının aristokrat ve düşünürlerinin yönetimidir. Thomas More'un, Güneş Kenti, Marks'ın Sınıfsız Bir Toplum hayali, geleceğin toplum projeleridir.
Müslümanlar, ütopyalarını kaybettiler, geçmişte yaşıyorlar; o kadar geçmişte  yaşıyorlar ki, bu geçmiş, gelecekle aralarına kalın bir duvar örüyor. Bu duvar, bir türlü aşılamıyor.
Tarihin büyüklüğü  hem bir kuvvettir ve aynı zamanda hem de bir zaaftır. Tarihin büyüklüğü gözlerimizi kamaştırdıkça, geleceğimizi göremez oluruz. Tıpkı güneşe bakıp hiçbir şey görememek gibi...
Geçmişe hasretle bakma düşüncesi, hem bugün sıkıntıda olduğumuzu ve hem de geleceğe karşı endişe duyduğumuzu gösterir.
Dünyanın hep iyiye gittiğini söylemek, dünyanın hep kötüye gittiğini söylemek kadar döğmatik bir inançtır.
Geçmişe hasretle bakmanın sebebi, insanların kaçıp kurtulacakları bir sığınak değil, daha güzel bir gelecek kurma istemelerindendir.
İhtiyar bir insanın geçmişe duyduğu hasretle, genç bir insanın geçmişe duyduğu hasret aynı değildir. Ihtiyarın geçmişi, kendi kişisel geçmişidir, genç insanın geçmişe bakışı ise, gelecekte daha güzel günler görme arzusudur.
Mazide özlemini duyduğumuz değerler, şu an mahrum kaldığımız  ve hasretini çektiğimiz  değerlerdir. Müslümanların altın çağı Hz. Peygamberimiz (S,A.V) ve dört Halife dönemidir; din hayatında herhangi bir bozulma olsa hep o devirde olduğu şekle göre bir düzeltme yapılmak istenir. Osmanlı İmparatorluğu'nda  Kanuni devri herşeyin en iyi olduğu devir olarak bilinirdi; bütün ıslahat teşebbüslerinin arkasında devleti Kanuni zamanındaki şan ve şevkete kavuşturmak arzusu yatardı. Tanzimattan sonra Aydınlar, Kanuni dönemine duyulan hasret yerine, "Çağdaş Uygarlık Düzeyine" özlem duymaya başlamışlardır. Artık onlar için mazi, hiçbir şey ifade etmiyordu, kafalarında ve gönüllerinde medeniyetin göz kamaştıran Avrupası vardı.
Tarihi gerçek anlamda tetkik edenler görür ki, yeni devletimizin gücü, eski devletimizin düzeyinde değildir. Sırf tarihi değeri olan bir karşılaştırma yapacak olursak, Osmanlı İmparatorluğü döneminin  pekçok bakımdan şimdiki Türkiye'ye üstünlüğü açıkça bellidir. Imparatorluğun  en zayıf dönemi olan son yıllarında bile Türkiye dünyanın büyük devletleri arasında sayılırdı. Eskiden devletin Ingiltere, Fransa, Rusya gibi büyük düşmanları vardı; Cumhuriyet devrinde nesillere düşman olarak tanıtılan millet Yunanlılar olmustur. Aslında düşmanlarınız kadar büyük ve düşmanlarınız kadar küçüksünüz. 
O küçümsediğinız ve yok saydığınız Osmanlıda, Baki ve Fuzuli gibi şairler, Mimar Sınan gibi mimarlar, Katıp Çelebi gibi ilim adamları, Ahmed Cevdet Paşa gibi Tarihçiler, hiç önem vermedikleri resimde, Levni gibi ressamlar yetişmiştir. Bu günkü  Universitelerde bu çapta insan yetiştirebildiniz mı?
Şu an devlet bürokrasisinin en tepe noktalarında olanlar, ancak, Osmanlı'nın en alt kademelerinde görev alabilirlerdi. 
Cumhuriyet Inkılâpçılarının, Osmanlı'yı ve Selçuklu'ları yok sayarak, eski Türk tarihine yönelmelerinin nedeni Islamı yok saymalarıdır. Halbuki Osmanlıları çıkardığınızda ortada bir tarihin kalmayacağı malumdur.  Bizde geçmiş denince daha çok bugün etrafımızda eserlerini gördüğümüz, içiçe yaşadığımız,  elimizi uzatsak  değecekmişiz gibi yakın görünen  Osmanlı dönemi anlaşılmaktadır. Bu uzunca tarihin en parlak eserlerinin verildiği dönemler Osmanlı ve Selçuklu dönemleridir.
Tarih ne bir övgü ve ne de bir sövgü kitabıdır. Tarih bir olaylar kümelenmesi veya kralların hanedanların,  sultanların anlatımı değildir. Tarih, hadiselerin sebep ve sonuçlarını inceler ve geleceğe dair dersler çıkarır. Bugünü aydınlatan dündür, yarınları bugünler hazırlar. Tarih, olaylar kümelenmesinin ötesinde, kültür, sanat, medeniyet, ekonomi, ahlak, hukuk gibi konularıda içerir.
Altamira "Medeniyet demek, tarih demektir diyordu. Guizot'ya göre, medeniyet tarihi, bütün diğer tarihleri kucaklar.
Büyük medeniyet tarihçileri,  tarihi bir kuru bilginin ötesinde ele alırlar ve geçmiş hakkında bilgiler vererek, geleceğin keşfine çıkarlar. Ibni Haldun,¹ Spengler. Danilvesky, Sorokin, Toynbe, Nikolay Berdyaev,, Northrop, Kroeber, büyük tarih felsefecileridir.(medeniyet tarihçileri)
"Fotoğrafa göre medeniyet yaratıcı bir azınlıkla çok sert olmayan bir coğrafyanın eseri. Çevre bir sfenks'tir,  çevre  veya tarih. Her gün yeni sualler sorar yaratıcı azınlığa. Yaratıcı azınlık bu muammaları çözebildiği sürece yaşar medeniyet. Sonu gelmeyen bir diyalog. Toplum için direniş yoktur. Her yeni bir şart yeni bir cevap ister. Medeniyetin kaderini tayin eden , çabalardaki isabet veya isabetsizlik. Her medeniyet uçuruma açılan bir kapıdır."
Dünyanın bu karmaşası içerisinde geleceğe yürümek istiyorsak, tarihsel bilincimizi, geçmişle gelecek arasındaki köprüyü sağlam kurmak mecburiyetindeyiz. Aydınlar ve ilim adamları, böyle bir bilincin oluşmasında kendilerini vazifeli saymalıdırlar. Bir şey ne kadar eskiye dayanıyorsa, o şeyin meşruiyeti daha güçlü olur. Çok eski olmak, denenmiş olmaktır.
Ortak tarih bilincinin doğması, sadece bugünķü olaylara meşruluk kazandırmakla kalmaz. Geçmiş birliği, yeni yapılacaklara da bir temel sağlar.
Kendine bir tarih yaratmaya çalışan Amerika'ya karşı, bin yıldan beridir, Türk'ü, Kürdü, Arab'ı aynı tarih bilinci ile gazadan gazaya koşturan,"Ďinimiz" bu kimliğin en büyük yapı taşlarından biridir. 
Tarihsel birliktelik bilinçle başlar, imanla sürdürülür.



Bu yazı 302 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI